Tahran

 


,iran'ın hem başkenti, hem de en büyük şehridir. Nüfüsu 14 milyon

 civarındadır.tümiran nüfüsunun beşte biri tahran'da yaşamaktadır. Tahran, bu özelliğiyle dünyada eşsizdir.

Tahran,islam devrimi mücadelesinde kitlelere önderlik yapmıştır.bu devrim müslüman aleminde ve tüm dünyada tğrğnğn tek örneğidir.

yazın gerçekten sıcak dönemler yaşayan tahran ismi farsça'da "sıcak yer" demektir.

Tahran şehrinin kuruluşu neolitik çağlara kadar gitmektedir. Bu şehir, şimdi olduğu gibi elbruz dağlarına sırtını dayamış küçük bir yerleşim yeri olarak doğmuştu.

Hemen yakınındaki rey şehri, 1197'de moğollar tarafından yıkılana kadar tahran'dan daha gelişkindi. Rey şehri, selçuklu imparatorluğunun kurucusu tuğrul bey'in ilk başkenti olmuştu. Tuğrul beyin türbesi "burc-u tuğrul" adıyla halen rey şehrindedir.

Tahran rey şehrinin yıkılmasdından sonra ticari merkez halini almaya başladı. 1783'te kacar hanedanı'nın başkenti olunca tahran, siyasi bir önem de kazandı.

Daha sonraki dönemlerde kazandığı bu önemi, kum ve meşhed şehirlerinin dini merkez olarak yükselmesine rağmen yitirmedi.

Elbru dağı'nın eteklerinde bulunan geniş bir araziye  yayılmış olan bu şehir, öteki iran şehirlerinde olduğu gibi geleneksel yapıya uymuş ve iki ve ya en fazla üç katlı tuğla binalardan oluşmuştur. Şehir merkezi hariç,binaların çoğunda sıva kullanılmamış, böylece şehir, kirli sarı renkte bir çöl kenti havasına bürünmüştür. Buna karşılık fars kültürü ve sanatı bu binalara yansımıştır.binalarda tuğlaların yerleştirilişi bile iran'lılarda ileri düzeyde bir zevk ve estetik kaygısının bulunduğunu götermektedir.


16.yüzyıl'da tahran'ın doğal ortamı,ağaçlık olması, tertemiz suya sahip nehirlerinin bulunması ve avcılık imkanlarıyla dikkati çekiyordu.safevi kralı I. Tahmasb, tahran'da tuğla evler, bahçeler ve kervansaraylar yaptırdı, çevresine de kuvvetli duvarlar ördürerek bu yerleşimin savunması sağlandı.bu dönemde buraya gelen avrupalı gezginler, tahran'dakı üzüm bağlarının ve şarapçılığın çok gelişmiş olduğunu anlatmışlardır

Zendi kerin han, başşehir olan şiraz'ı tahran'a taşımak istemiş ve burada bir saray yaptırmaya başlamış ; fakat yaşadığı iç sorunlar nedeniyle bunu tamamlayamadan şiraz'a geri dönmüştür.

Daha sonra kacar kralı olan aga muhammed han,1789'da tahran'ı başşehir aptı. Şiraz kemtinin kalelerini yıktı ve zendi kerim hanı öldürerek kendisini tüm fars ülkesinin kralı olarak ilan etti. Bu sırada tahran, 15 bin nüfusuyla tozlu topraklı bir kent görünümündeydi.

1920'lerde şehir hızlı bir gelişim içine girdi.ticaret merkezi olarak gelişen şehir, ülkenin aynı zamanda entellektüel merkezi ve yönetim yeri oldu.günümüzde tahran, 14 milyon civarındakii nüfusu ile dev bir metropol kemt olmuştur

 

Yerleşim


Tahran şehri kabaca kuzey tahran ve güney tahran olarak ikiye ayrılabilir.şehrin güneyinde yaşayan halk,daha aşağı sınıftan ve daha yoksul kesimdendir.yerleşim yerleri geleneksel tuğla evlerden ve tek katlı yapılardan oluşmuştur.bu bölgede yaşayanların alt gelir grubuna bağlı olduğu hemen anlaşılır.şehirde bizdeki gibi gecekondulaşma yoktur;ama bu bölge ,tahranın varoşları sayılabilir.

Kuzey tahran ise villa tipi evleri,lüks arabaların dolaştığı geniş bulvarları,şık restoranlarıyla şehrin zengin kesimidir.bir gezgin olarak güney tahran'da konklamak,otel fiyatlarının ucuzluğu bakımından tercih edilebilir.şehirdeki metro sistemi ile güney tahran'daki terminalcenup'tan en kuzeydeki gheytariye (tejrish bölgesi) semtine kadar gidilebilir.

Veli asr caddesi tahran şehrini kuzeyden güneye doğru boylamasına keser.bu cadde,yaklaşık 20 kilometre uzunluktadır.

Batıdan doğuya doğru şehri bölen bir başka na cdde ise azadi caddesi'dir ve azadi anıtı'ndan başlayıp inkilap meydanı'na kadar gelir,buradan sonra inkilap caddesi adını alarak batıya doğru uzanır.

Tahran'ın çevrsinde şah zamanında yapılmış olan çevre yolu şehrin büyümesiyle şehir içi yolu gibi olunca daha dıiarıda ikinci bir çevre yolu daha yapılmıştır.bu çevre yolu da şehri engelleyememiş ve tahran gene dışarılara taşmaya başlamıştır.

Tahran trafiğinin dünyanın en kötü trafik düzeni olduğu kabul edilir.geniş bulvarlar her zaman doludur,trafik ışıklarında uzun süre beklemek zorunda kalınır.bu yoğunluğu hafiflete bilmek için yapılan metro çok geniş bir ağı bulunmasına rağmen yoğunluğu azaltamamıştır.tahran'da trafiğin çok yoğun olacağı önceden bilinen bazı günlerde tek / çift plaka uygulaması bile yapılmaktadır.

 

Darvazeh Baghe Melli )Ulusal Bahçe Kapısı)


Yüksek Haft Rangi (yedi-Renkli) fayanslarla süslenmiş bu heybetli tuğla ağ geçidi, 1922 yılında Reza Khan'ın komutasında Savaş Bakanı olarak inşa edilmiştir.

Eskiden Savaşı Bakanlığı, eski bir Kâkir binası, kuzeyde birkaç yüz metre olan yüzü; aralarındaki boşluk uzun yıllar boyunca, büyük bir askeri geçit alanı, Maidan-e-Mashq idi, ama şimdi üzerine inşa edildi. Sağda, ağ geçidi boyunca, Reza Şah'ın hükümdarlığı sırasında neo-Achaemenian tarzında inşa edilmiş büyük polis merkezi var; soldaki müze 1967 yılında tamamlanmış ve Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılmıştır.

 

Çeşitli fayans yazıtlarının yanı sıra, ağ geçidinin her iki tarafındaki döşeme makineli tüfekler ve askerler gibi askeri konuları göstermektedir. Bir oda askeri müziği ile taçlandırılan merkezi kemerin üzerindeki ana faience yazıtında, İmam Reza tarafından aktarılan Peygamber Efendimizin tanınmış sözleri kaydediliyor.

 

ozgurluk kulesi Tehran

 


İran Tahran kapılarında bir nöbetçi gibi duran bekçi, 1971 yılında inşa edilmiş ve sekiz bin beyaz mermer bloktan oluşan etkileyici Azadi Kulesi'dir (Özgürlük Kulesi). İslami ve Sasani mimari üslupların birleşimi olan elli metrelik yüksek kulesi, Pers İmparatorluğu'nun oluşumunu anıyor ve hem modern hem de eski kültürlerin ilginç bir birleşimidir.

Kule, Tahran'ın 50.000 metrekarelik Azadi meydanında, müze ve çeşmelerden oluşan Azadi kültür kompleksinin bir parçası.

Kemer, şehrin hemen kuzeyinde, Elburz (Alborz) dağ aralığında Azadi Meydanından yükseliyor. Damavand Dağının karlı zirveleri kadar harikalar yaratmasa da, 148 metrelik bir kesme mermer şaheseri bu tarihi kentin girişini işaret ediyor.

Kompleksin İran coğrafi haritasına dayalı olarak tasarlanan sesli - görüntülü salon, İran'ın bölgesel özelliklerini, kültürel, yaşam biçimi, dini ve tarihsel anıtlar açısından sergiliyor. Mekanik bir konveyör, ziyaretçilerin toplam konforda salonu ziyaret etmelerini sağlar. Bazı sanat galerileri ve salonları geçici fuarlara ve sergilere tahsis edilmiştir.

Mimar Hüseyin Amanat, Sasani ve İslam mimarisinin unsurlarını bir araya getiren anıt tasarlamak için bir yarışma kazandı. Tahran'ın Azadi Meydanı'nda bulunan ve yaklaşık 50.000 m²'lik bir alanda bulunan Azadi kültür kompleksinin bir parçası. Kule tabanı etrafında birkaç çeşme ve bir müze yeraltı vardır. Cezayir'de ikonik Monument des Martyrs (yerleşik, 1982) bu anıtın genel tasarımında ve detaylarında güçlü bir etkisi olduğunu göstermektedir.


Esfahan bölgesinden beyaz mermer taş ile yapılmış, sekiz bin blok taş var. Taşların hepsi, ocakları bilen ve "Soltan-e-Sang-e-İran" olarak bilinen Ghanbar Rahimi tarafından sağlandı ve tedarik edildi. Blokların her birinin şekli bir bilgisayar tarafından hesaplandı ve binanın işi için tüm talimatları içerecek şekilde programlandı. Kule gerçek inşaatı gerçekleştirildi ve İran'ın en iyi usta taşı olan Ghaffar Davarpanah Varnosfaderani tarafından denetlendi. Ana finansman, beş yüz İranlı sanayiciden oluşan bir grup tarafından sağlandı. Açılış 16 Ekim 1971'de gerçekleşti.

1971 yılında Pers İmparatorluğu'nun 2500. yıldönümü dolayısıyla kurulan bu "İran'a Giriş" adlı eser, "Kralların Anıtı" anlamına gelen "Şahinat Kulesi" olarak adlandırıldı ancak 1979 İran Devrimi'nden sonra Azadi (Özgürlük) olarak adlandırıldı. gelecek nesillere Pehlevi hanedanı altında modern İran'ın başarılarını hatırlatmak için ülkenin canlanmasının simgesi haline geldi. 50 metre (148 fit) uzunluğunda ve tamamen mermer kaplamalı.

Kulenin girişi ana tonozun hemen altındadır ve Bodrum katındaki Azadi Müzesine açılmaktadır. Siyah duvarlar, saf, ayık çizgiler ve tüm binanın oranları kasıtlı olarak sade bir ortam yaratıyor. Ağır kapılar, aydınlatmanın hafifletildiği bir tür kript üzerine açılır. Şok derhal. Buradaki aydınlatma, her biri benzersiz bir nesne içeren vitrinde gösteriliyor. Altın ve emaye parçalar, boyalı çanak çömlek, mermer, minyatürlerin sıcak tonları ve vernikli tablolar, siyah mermer duvarlar arasında yıldızlar gibi parlak ve bu mabet mağarasının tavanını oluşturan beton ağın yarı karanlığında. İran'da en güzel ve en değerli elli parça seçiliyor. Mükemmel durumda ve her biri ülkenin tarihinde belirli bir dönemi temsil ediyor.

Onur mekanı, Cyrus Silindirinin bir kopyası (orijinal İngiliz Müzesi'nde) tarafından işgal edilmiştir. Çivi harfli yazıtın silindir üzerindeki bir çevirisi müzenin görsel-işitsel bölümüne giden galerilerin duvarı üzerinde altın harflerle yazılmıştır; Bunun aksine, benzer bir plak, Beyaz Devrimin On İki Noktasını listeler. Cyrus Silindirinin yanında muhteşem bir altın plak, Tahran Belediye Başkanı tarafından Şah'a müzenin sunumunu anıyor.

Burada İran tarihinin ilk ifadeleri arasında, şaşırtıcı derece titiz geometri çivi yazılı karakterlerle kaplı kare şeklindeki kütük taşlar, altın kaplama ve Susa'dan alınan terra cotta tabletleri bulunmaktadır. Işıklandırılmış bir Kuran ve birkaç olağanüstü minyatür, ülkenin tarihi dokuzuncu yüzyıla kadar kilometre taşlarına dikkat çeken çömlek, seramik, verniklenmiş porselenler (örneğin Gorgan'dan gelen güzel yedinci yüzyıl mavi ve altın tabaklar gibi), kendisi iki ihtişamlı Farah Pehlevi'nin koleksiyonundan boyalı paneller.

 

1971'de tasarlanan orijinal gösteri, 1975'te ziyaretçileri İran'ın coğrafi ve doğal çeşitliliğini keşfetmek için temel tarihsel unsurları ile birlikte davet eden yeni bir gösteri ile değiştirild

Iran ulusal müzesi 


1937'de daha başka hükümet binaları ile birlikte yapılan ve özgün tuğla yapısı ile dikkati çeken ulusal müze'yi görmeden tahran'dan ayrılmamanızı tavsiye ederiz.

Müzenin giriş kapısı bile kendi çapında bir tarihi eserdir.bu kapı, fransız mimar godard tarafından tasarlanmıştır ve sasani dönemi eyvanlarını hatırlatan yığma tuğla işçiliğiyle yapılmıştır.

Müzedeki tarih öncesi ve tarihi eserler birbirinden ayrılmadan bir arada sergilenmektedir. Bu durum, sizi şaşırtmasın.

Giriş katında pre-historik, akamenid ve sasani buluntular yer alır. Ikinci katta ise islami döneme ait eserler görülebilir.

Bu müzede en çok ilgi gören eserler arasında mö.11-16 yüzyıla ait sialk bölgesinden çıkartılmış bir toprak kabındaki şaşırtıcı "modern" desenler, aynı döneme ait olup azerbaycan ve hazar denizi bölgesinden bulunmuş terra cota (seramiküzerine işleme sanatı) işlenmiş hayvan figürleri, mö 8.yüzyıla ait loristan bronzlatı ve suşa'dan çıkartılmış ünlü hammurabi kanunlarının yazılı olduğu kil tabletler bulunur. ( bu tabletlerin orjinalleri paris'teki louvre müzesi'ndedir.)

 


Persepolis ve suşa'ya gidip tarihi yerleri görmek için yeterli vakti olmayanlar bu müzeyi görerek temel bir bilgi edinebilir. bu bölgelerden getirilmiş eserler arasında akamenid dönemine ait dekorasyonlar, mine kaplı tuğla paneller, öküz başı ile süslenmiş sütun başları, kraliyet sembollerinin üç dilde (eski farsça, babilce ve elamca) yazıldığı altın plaklar ve akamenid sasani dönemine ait bir çok mozayik, altın para ve mücevherler bulunur.

 

 


Müze'deki en değerli parçalar arsında  I.darius'un persepolisten getirilmiş paneli bulunur. Bu panelde I.darius, tahtında oturuyor, arkasında oğlu I.ardeşir vardır. Darius'un sağ elinde otoritesini gösteren bir asa ve sol elinde ise adaleti sembolize edenyeni açmış bir

Gülistan sarayı müzesi

 


Bu saray, aslında safevi döneminde yapılmıştır. Şah abbas safevi, binanın kuzey tarafına tehmasbi hisarnı, dört bağı ve çınarlığı yaptırmış, sonraları bu yapıların etrafına yüksek bir duvar çekilmiştir. Daha sonra kacarlar döneminde saray yeniden elden geçirilmiş, bundan sonra da kacar dönemi sarayları arasında sayılmıştır. Bazaar bölgesinden buraya yürüyerek ulaşabilirsiniz. Gülistan sarayının girişinde gezeceğiniz bölüme göre bilet almanız gerekir. Sarayın tamamı görmeye değerdir. Bu nedenle tüm biletleri satın alın.

Mermer taht salonu

 

: girişteki uzunlamasına yer alan havuzu geçtiğinizde tam karşınızda mermer yapılı taht salonunu göreceksiniz. Bu salon, bir duvarı olmayan bir şekilde yapılmıştır. Duvarın yerinde uzun ve ağır bir perde vardır.ziyaretçiler, bu perdenin altına girerek salonu görebiliyor. Mermer tahtı oluşturan sütunlarda 65adet insan figürü dikkati çekiyor. Bunlar yezd bölgesinden getirilmiş ve sarı kaymak taşından yapılmıştır
 
Kerim han'ın halveti
 
 

büyük mermer tahtım sağ tarafındaki köşeyi geçin, hemen solunuzdaki eyvan (platform) üzerinde bir başka mermer taht göreceksiniz. 1759 yılında yapılmış olan bu tahtın bulunduğu yerde önceleri küçük bir havuz varmış.kacar hanedanından nasirüddin şah'ın en sevdiği yer burasıymış. Tahtın bazı süslemeleri nasirüddin şah döneminden kalmadır.
     
 :Nigar hane
arayın sanat galerisi bölümü burada kacar dönemine ait çeşitli tablolar yer alıyor. Nasirüddin şah ve fetih ali şah gibi kralların tablolarında takılı olarak görülen taç ve takıların orjinallerin tahran mücevher müzesinde sergilenmektedir. Bu bölümdeki iki tabloda, bir azeri ve bir türk kadınının günlük giyisileri gösterilmiş.anadolu kadın giyim tarzının iran'daki ilginç bir yansıması
.
Havuz hane: bu bölümde yabancı kralların ve devlet büyüklerinin kacarlara gönderdikleri bazı hediyeler sergileniyor
.
Saltanat konağı: bahçedeki bu bina, hükümet konağı olarak yapılmıştı. Safevi dönemiin sonuna doğru tahran'daki safevi şahlarının ikamet yerleri olarak kullanılmaya başlanmıştır.bu binadaki çeşitli bölümleri görmek için giriş katında ayakkabılarınızı çıkatıp galoş giymeniz gerekiyor.üst kata çıkarken aynalarla süslenmiş ortam, bir saraya girdiğinizi haber veriyor.üst katta soldaki salon,inigilizce-farça karışımı imaret-i brilian (billur salonu) adındadır. Buradaki ayna işlemeleri iran'ın en yetenekli saatçıları tarafından yapılmıştır. Kesme ve kristal aynalarla elde edilen süslemeler ve ışık oyunları mükemmeldir. Salondaki büyük avizeler ve taban halıları da birinci sınıftır.
Yandaki salon, talar-e adj ismindedir. Fildişi salonu diye bilinen bu salon kraliyet ailesinin akşam yemeklerinin yedikleri yerdi.
 
Talar-selam
 
 

selam salonu, saraya gelen yabancı ziyaretçileri ağırlama yeri olarak kullanılmaktaydı. Nadir şah'ın hindistan'dan getirdiği ünlü "tavus kuşlu tah" bu salonda duruyordu. Nasiruddin şah zamanında bu salonda iran krallığının sahip olduğu değerli taşlar hazinesi de bu salonda duru ve gelen zğyaretçilere sergilenirdi. Bu mücevherler şimdi iran mücevher müzesinde sergilenmektedir.
Salonun içinde kırmızı halı dışına çıkmamak şartıyla dolaşabilirsiniz. Salonun tam karşısında kacar hanlarından nasiruddın şah'ın balmumu heykeli capcanlı bir şekilde duruyor.fotoğraf çekmek yasak, ama görevliye rica ederseniz bir tek poz için size izin verebiliyor.
 
 
Müze-ye makhsus:buradaki eski krallar döneminden kalan çok özel eşyalar sergileniyor.bunlar arasında şah ismail'in miğferi, nadir şah'n ok ve yayı, fetih ali şah'ın pazubendi, kacar dönemi mühürlei ve ağa muhammed han'ın tacı sayılabilir
 
Şems-ül imaret
 
 

gülistan sarayı'ndaki en yüksek yapı burasıdır.nasiruddin şah, avrupa'daki yüksek binaları taklit etmek için burada yüksek bir bina yapılmasını istemişti.şah, binanın en üstüne çıkarak tahran manzaraını seyretmekten zevk alırmış.
Yapı, 1685'te yapılmaya başlanıp iki sene içinde tamamlanmışçiçindeki çini işlemeleri, ahşap oyma işleriyle süslü pencereleri ve birinci sınıf mobilyaları ile zamanının en görkemli saraylarından birisi olmuş.
Talar-e almas adı türkçeye "elmas salonu" diye çevrilebilir. Salonun içindeki yna işlemeleri o kadar mükemmeldir kı burada hiç elmas bulunmadığı halde elmas  kadar değerli olduğu belirtilmek için bu isim koyulumştur. Buradaki vitray çalışmaları ve vitrayların yarattığı renk oyunları da çok güzel.
Kah-ı abeyaz: osmanlı sultanı abdülhamit, nasiruddin şah'a hediyeler göndermiş, bunlar o kadar fazlaymış ki özel bir koruma yeri yapılması gerekmiş. Bunu için bu bölüm inşa edilmiş.binanın dışı beyaz renkte olduğu için beyaz kale anlamındaki bu ismi vermişler. Burada çeşitli folklorik giyisiler, halılar sergileniyor.sarayın bu bölimi ziyarete her zaman açık değil.
Etnik müze: bu bölümde irandaki değişik etnik grupların hayat tarzları ve giyimlerini çeşitli heykellerle sergilenmiş durumda.

Ulusal mücevher müzesi 

Ferdovsi caddesi'ndeki bank melli'nin arkasında, alman elçiliği'nin yanındadır. Mücevher uzmanlarına göre dünyadaki en değerli mücevher kolleksiyonu buradadır. Müzedeki değerli taşların geçmişi yüzlerce yıl öncesine dayanır.her bir değerli parçanın hangi krala veya imparatora ait olduğu, uğrunda ne savaşlar verildiği gibi bilgiler mücevherlerin yanında gösterilmiştir.
Son safevi kralı sultan hüseyin zamanında iran'da afgan işgali yaşanmış ve kraliyet hazinesinin bir çok değerli parçasını işgalciler, hindistan'a götürülmüştür. Nadir şah afşar, 1738'daki hindistan seferi sırasında bu parçaların bir kısmını geri alabilmiştir. Bu seferinde hindistan'ı işgal etmemesi karşılığında kendisine büyük miktarda para ödenmiş; ayrıca isimleri derya-yı nûr (nur denizi) ve kuh-i nur (nur dağı) olan iki büyük elmas da dahil olmak üzere bir çok hediyeler sunulmuştur.
 
 
 
 
Nadir şahın tahtı
 

Burada sergilenen taht, nadir şah tahtı olarak bilinmesine rağmen nadir şah ile bir ilgisi yoktur. Tahtın, 1798-1834 yılları arasında yaşanan fetih ali şah dönemine ait olduğunu gösteren kanıtlar pek çoktur. Örneğin tahtın oturma yerinin etrafındaki yazıtta , tacın yapılmasında fetih ali şah'ın etkili olduğu sonucunu çıkartacak bilgiler vardır. Fetih ali şah'ın, bu tahtı krallığının ihtişamını hem yerli hem de yabancı misafirlerine göstermek için yaptırmış olmasi büyük bir olasılıktır. Bu amacı gerçekleştirmek için 12 ayrı panelde toplam 26.733 adet değerli taş kullanılmıştır. Bu taht, muhammed rıza pehlevi'nin taç giyme töreninde de kullanılmıştır.
Tavus kuşlu taht
 

(Güneş tahtı) bu taht, fetih ali şah zamanında isfehan valisinin denetiminde altın ve parça taşlar kullanılarak imal edilmiştir. Tahtın sırt dayanack bölümünde kullanılan güneş deseni nedeniyle "güneş tahtı" diye isimlendiren de vardır. Fetih ali şah, yeni evliliğini tavus tacoduleh isimli bir kadınla yapınca bu tahta "tavus tahtı" ismi verilmiştir. Bazı araştırmacılar bu tahtın hindistan'dan kaçırılmış olan ünlü tavus kuşlu taht olduğunu iddia etseler de gerçekte bu taht, orada sözü edilen orijinal taht değildir.
Tahtın üzerindeki yazıtlar mavi mine ile ve altın zemin üzerine işlenmiştir. Taht, 1981 yılına kadar gülistan sarayı'nda teşhir edilmiş, daha sonra 1997'de şimdiki ulusal mücevherler müzesi'nde sergilenmeye başlanmıştır.
Derya-yı nur
 

(Işığın denizi) elması: bu ünlü elmas, dünyanın en büyük pembe elmasıdır ve bu müze'deki en değerli parçalardan birisidir.ilk önce nadir şah'ın torunu şahruh mirza'ya miras kalmıştı. Daha sobra zend ve kacar hanedanına geçmiştir. Kacar krallarından nasreddin şah,bu elmasın kurus'un tacını süsleyen elmaslardan biri olduğuna inanırdı.
Bu elmas, 182 karat ağırlıktadır ve soluk pembe renklidir. Çerçevesinde 457 adet pırlanta ve 4 adet yakut bulunur.derya-yı nur elmasının aslında 242 karat ağırlığındaki daha büyük bir elmasın bir parçası olduğu ve bu taşın ikinci parçasının gene bu müzede bulunan başka bir taş olduğunu öne sürenler de vardır. Ünlü gezgin tavernier,  1642'da yaptığı doğu gezisinde bu tip bir elmasın varlığından söz etmişti
 
Elmaslı taç
Bu taç, rıza han ve şah rıza pehlevi tarafından kullanılmıştır. Altın ve gümüş kullanarak yapılmış, elmaslar, zümrütler,safirler ve inciler kullanılarak süslenmiştir.kumaşı ise kadifedir.tacın dört yanında elmaslardan yapılmış birer panel bulunur. Tacın yapısı sasani krallarının tasarımlarına benzer. tacın ön yüzünde bulunan güneş deseninin ortasında çok büyük bir sarı elmas bulunur.taçta kullanılan taşlar bunlardır : 
Elmas : 3.380 adet - 1.144 karat
Zümrüt : 5 adet - 199 karat
Safir : 2 adet- 19 karat
Inci : 368 adet - tam eşleştirilmiş
Tacın toplam ağırlığı 2.080 gram
Bu taç,kacar krallarının taç giyme törenlerinde kullanılmıştır. Son olarak pehlevi hanedanının kralları olan rıza han'ın 25 nisan 1926'daki ve rıza pehlevi'nin 26 ekim 1967'deki taç giyme törenlerinde kullanılmıştır.
 
 
 
 

Mücevher küre

bu kürenin işlenmesine 1869'da nasreddin şah döneminde başlandı. Ibrahim mesihi ismindeki bir taş ustasının yönetiminde bir grup iranlı taş ustası bu küreyi iran hazinesindeki parça taşları kullanarak yapmayap başlamıştır. Kürede kullanılan toplam altın miktarı 34 kilo ve değerli taş ağırlığı 3.656 gramdır. Kullanılan toplam taş miktarı 51.366 adettir.

Dünya haritasının değerli taşlarla çizildiğı bu kürede denizler zümrüt, karalar yakuy ile yapılmış. Güney doğu asya, iran, ingiltere ve fransa, elmaslarla işlenmiş, hindistan ise pastel renkli yakutla belirlenmiştir. Merkez ve orta afrika safir ile kaplanmış, ekvator çizgisi ve öteki coğrafi hatlar elmas ve yakutla çizilmiş durumdadır. Kürenin çapı 66cm,üzerine oturduğu kaide, ahşap uzerine altın kaplamadır ve değerli taşlarla kaplıdır.
 

Tabiat  Köprüsü
 

Tahran'ın kuzey kesiminde Abbas Abad Lands adlı bir bölgede bulunuyor; Bu, kütüphaneler ve müzeler gibi kültürel alanların yanı sıra halka açık parklara adanmış olan 559Ha bir alandır. Bu köprü, ana otoyollara bölünmüş olan iki park arasındaki yayaların erişimini artırma ihtiyacını gidermek için tasarlandı. Tabiat, Farsça olarak 'Doğa' anlamına gelir.
Köprü kentin ana otoyollarından biri olan Modarres Otoyolu'ndan geçmekte ve batısında Abo Atash Parkı'nı doğudaki Taleghani Park'ına bağlamaktadır. Amaç otoyoldan tamamen ayrı bir yaya yolu tasarlamaktı. 270 metre uzunluğundaki köprü İran'da bugüne kadar yapılmış en büyük yaya köprüsüdür.

Bu köprü tasarımı, Mayıs 2008'de başlayan iki aşamalı bir yarışmanın sonucudur. Kazanan tasarım, ertesi yılın ağustos ayında seçilmiş olup, Eylül 2009'da başlayan detaylı yapısal ve mimari tasarım ve Eylül 2010'da inşaat çalışmaları başlamıştır. Ekim 2014'te açıldı.
 Mimari konsept beş temel amaca dayanıyordu:
 Orijinal ana planda, bir parkın bir noktasını diğer parkın bir noktasına bağlamak fikriydi, fakat burada mimarın fikri her bir parkta insanlara köprüye götürecek çok sayıda yol yaratmaktı. Doğu tarafında, köprünün her iki katmanından ayrılan ve Taleghani Parkı içindeki diğer yollara bağlanan birden fazla yol vardır. Batıda Abo Atash Parkı'na bağlanan köprü 55 metre genişliğinde bir meydan oluşturuyor; parkın nerede bittiğini ve köprü nereden başlayacağını anlamayı zorlaştırıyor. Alt seviyede diğer tarafa benzer şekilde köprü parktaki baba noktalarına bağlayan başka yollar da vardır.
 
 
Milad kulesi
 
 
 
 
yapımı 10 yıl kadar süren bu anıtsal yapı, dünyanın en yüksek beşinci kulesidir. 120 metrelik anteniyle birlikte 435 metre yüksekliğe ulaşmaktadır. Kulenin en üstünde yer alan yerleşim bölümü 12 katlıdır. Burada gözlem bölümü, döner restoran, gökuüzü kubbesi ve televizyon yayını büroları bulunuyor. Kulede, tahran uluslararası ticaret merkezi'nin bir parçası olarak da kullanılacak alanlar ve 500 yataklı bır de otel var. Kule girişinde cafe, eğlence merkezı ve fuar alanı da bulunuyor. Kulenin üst katına çıkış ücreti olarak 9 bin tümen. Üst kattan görülen şehir manzarası ise müthiş. Burada bütün tahranı uçak penceresinden seyrediyormuşsunuz gibi bir görüntü ile karşılaşacaksınız. Kulenin en üstündekı restoran bölümüne çıkış için 12 bin tümen ödemek gerekiyor. Bu restoran bulunduğu yerde dönüyor.restorandakiaçık büfe yemekleri kaliteli,fiyatı da ucuz.

Niavaran Sarayı Kompleksi
 
 
 
 
 
 
Niavaran Sarayı Kompleksi, Tahran'ın kuzeyi, İran'da 9000 metrekarelik alanda bulunmaktadır. Birkaç bina ve bir müzeden oluşur. Kacar hanedanının Nasır el-Din Şah döneminden Sahebqaraniyeh Sarayı da bu kompleksin içindedir. 1968 yılında tamamlanan Niavaran Sarayı, İran Devrime kadar son Şah, Muhammed Reza Pehlevi ve İmparatorluk ailesinin birincil ikametgahıydı. Ana saray, İranlı mimar Mohsen Foroughi tarafından 1337'de (1958) tasarlanmış ve inşaatında kısa bir süre sonra 1346 AH'de (1967) tamamlanmış ve 1347 AH'de (1968) kullanılmıştır.
 Halen, beş müzelere (Niavaran Sarayı Müzesi, Ahmad Şahi Köşkü, Sahebqaraniyeh Sarayı, Jahan Nama müzesi ve özel kütüphane) ve diğer kültürel, tarihi ve doğal cazibe merkezlerinden oluşan Blue Hall, Özel Sinema, Jahan Nama Galerisi ve Niavaran Bahçesi.


Niavarān Sarayı Kompleksi, Nasır el-Din Şah'ın yazlık ikametgahı olarak kullandığı Tahran Niavaralı bir bahçenin kökenini izler. Bu bahçede Nasır el-Din Şah'ın yaptırdığı saray, aslında Niavarān Sarayı olarak anılmaktadır ve daha sonra Sahebqaraniyeh Sarayı olarak değiştirilmiştir. Muhammed Reza Pehlevi saltanatı süresince Ahmed-Şahi Köşkü (veya Kuşk-e Ahmed-Şahi) haricinde Sahebqraniyye Sarayı'nın çevresindeki binalar yıkıldı ve günümüz Niavarān Sarayı binaları ve yapıları yıkıldı Kompleks, Sahebqaraniyeh Sarayı'nın kuzeyinde inşa edilmiştir. Bu dönemde Ahmed-Şahi Pavyonu, dünya liderlerinin hediyelerinin İran'a sergi alanı olarak hizmet etti.
 
 
 
 


 
 
Sarayın dörtlü tasarımı ve iç arkeolojik tasarımı, modern teknolojiyi kullanırken İran arkeolojisinden esinlenmiştir. Süslemeleri, İslam öncesi ve sonrası sanattan esinlenilmiştir. Alçı işi Usta Abdollahi tarafından gerçekleştirilmiş olup, Usta Ali Asghar'ın aynası, ustalık İbrahim Kazempour ve İlia'nın dış kısmının taş işidir. Binanın zemini siyah taşlarla kaplıdır ve alüminyum sürgülü bir çatısı vardır. Sarayın iç dekorasyonu ve mobilyaları bir Fransız grubu tarafından tasarlanmış ve uygulanmıştır. Binanın zemin katında, özel sinema, yemek odası, misafir odası, bekleme odası ve yanal salonların yanı sıra Mavi Salon da dahil olmak üzere tüm odaların bulunduğu büyük bir salon bulunmaktadır.

Bu binanın yarısında, büro, konferans salonu, Farah Diba'nın sekreteri, Leila'nın yatak odası ve bekçi odası. Merdivenlerde Muhammed-Reza'nın askeri üniformaları ve resmi takım elbiseleri ile madalyaları tutulan bir oda var.

Üçüncü katta, Pehlevi'nin dinlenme yeri, çocukları ve emanetçileri odaları bulunmaktadır. Bu yerler, değerli tablolar, halılar ve farklı ülkelerden gelen hediyelerle süslenmiştir.

Sa'dabad sarayı müzesi
 


Genel ismi sa'dabad kültürel kompleksi'dir.velenjak'dan kolakçay bölgesine kadar uzanan 410 hektar büyüklüğünde bir araziye yayılmıştır ve bu arazide toplam olarak 18 değişik müze bulunur.bu müzelerin bir kısmı inkılabı anlatan halk müzeleri şekline dönüştürülmüş durumdadır. Sarayda bulunan yedi farklı müzede şah döneminden kalan çeşitli eserler sergilenmektedir.
Sa'dabad sarayı bölgesinde ingilizce yazılarla yön gösteren okları izleerek rahatça gezebilirsiniz. Saraylar birbirinden uazktır, bahçede çalışan ücretsiz minibüslere binerek dolaşmanızı tavsiye ederiz.açılış ve kapanış saatleri birbirinden farklı olan sarayları gezerken bu konuya dikkat etmenizi öneririm.
Saraydaki müzelerin tamamında fotoğraf çekimi yasaktır.her bir sarayın giriş bileti sadece ana giriş kapısında satılır. Sarayların hepsinin biletini almak isterseniz 30 bin tümen kadar bir ücret ödemelisiniz.
 
 
 
 

Etnolojik araştırmalar müzesi:son şah'ın kardeşi mahmud reza'nınözel mekanıyken islam devriminden sonra 1984'te müzeye dönüştürülmüştür. İki katlı olan bu binada değişik belgeler ve geleneksel el sanatları sergileniyor.ayrıca binanın bodrum katı arşiv ve işlik olarak kullanılıyor.
Güzel sanatlar müzesi:eskiden "siyah saray" olarak bilinirdi ve o dönemde imparatorluğun adalet bakanlığı tarafında kullanılırdı. Üç katlı bu müzede şimdi 16.yüzyıla kadar geçmiş tarihlere ait, iranlı ve yabancı ressamların çok ilginç ve eşsiz tabloları sergilenmektedir.
Yeşil saray müzesi
 
 
 
 

1925'de son şah'ın babası rıza şah tarafından doğal bir platformun üzerine yapılmıştır. Arazisi 137 dönüm civarındadır. Mimari ve estetik yönden buradaki sarayların içinde en çokilgi çekenidir. Sergilenen eserler arasında çok değerli iran halıları, yabancı yapım mobilyalar, porselen yemek takımları ve avizeler vardır. Sarayın iç duvarları tamamen ahşapla kaplıdır ve bu ahşaplar oyma, mine kaplama ve kakma sanatı ile işlenmiştir.dıi duvarlar işlemeli mermer kaplıdır.
Millet sarayı  müzesigünümüzde millet sarayı (halkın sarayı) diye bilinen bu bölümün daha önceki ismi beyaz saray'dı. Rıza şah, burayı imparatorluk sarayı olarak yaptırmış ama estetik güzelliği nedeniyle kendi evi haline çevirmişti.saray, 1982 yılında müzeye dönüştürülmüştür.sergilenen ürünler arasında nadide iran halıları, mobilyalar ve çeşitli silahlar yer alır.
Sarayın girişindeki bahçede bulunan devasa şah heykeli, devrim sırsaında sökülmüş ve geriye taştan yapılma dev boyutlarda iki ayakkabı kalmıştır. Bahçede mitolojik bir kahraman olan okçu arash'ın bir heykeli görülür. Hikayeye göre iran'lılar ile turan'lılar (tirkler) arasında savaş çok uzamıştı.aradki sınırı belirlemek için arash'tan bir ok atmasını istemişler. Okçu, daha uzağa tamak için yayını öyle bir germiş ki, buna dayanamayan vücudu parçalanmış.
Millet sarayı, 54 odalıdır. İkinci kattaki törensel akşam yemeği salonunda bulunan 145 metrekarelik yuvarlak halı, erdebil şehrinde, şeyh safiyuddin erdebili'nin türbesindeki halıdan kopyalanmıştır ve türünün en büyüklerindendir. Giriş katındaki tören salonunda bulunan 243 meterkarelik halı ise hiç kuşjusuz en büyük iran halısıdır.
Sa'dabad sarayı kapsamında yer alan askeri müze'yi daha ilginç bulabilirsiniz. Aslında şah'ın kuzenı şahram'a ait olan bu yapıda sergilenen el yapımı silahlar arasında saddam hüseyin'in 1979'da şah'a hediye ettiği bir tabanca da var.
Şah'ın annesine ait olan ikinci bir saray olan annenin sarayı, sanki şah'ın izlediği yaşantıyı halkın görüp ibret alması için yapılmış gibidir. Müze yönetimi "kumar salonu"nu eski fotoğraflarla süslü ve oyun kağıtları ile olduğu gibi dokunulmadan sergilemektedir.
 
Tahran'ın Halı Müzesi

İran'ın kültürel zenginliğinin en önemli simgesi olan halılar Tahran'da bir müzede sergileniyor. İlmek ilmek hikâyelerin işlendiği 5 asırlık halıların desenleri göz kamaştırıyor.
İran'ın başşehrinde bulunan Halı Müzesi'nde İran halılarının seçkin örneklerini görmek mümkün. Dünyanın en eski kültürlerinden birine sahip olan İran'ın kültürel zenginliği yüzyıllardır farklı desenli halılarda hayat buluyor. Özellikle son dönemlerde halı sanatını millî bir kültüre dönüştüren İranlılar, Tahran’da 1977'de açılan halı müzesi ile sanatlarını dünyanın dört bir yanından ülkeye gelenlerle buluşturuyor.

Müzede sergilenen ve ilmek ilmek işlenen motiflerin nakşedildiği halılar bir tablo edâsıyla ziyaretçilerini karşılıyor. Müze görevlisi Melike Mahmudî “burada sergilenen halıların yaşı 50 ile 500 yıl arasında değişiyor. Bu bina da halı müzesi için tasarlandı. Mimarisi de birçok şey anlatıyor. Binanın dışarısı aşiretlerin çadırlarına veya halı dokuma tezgâhına benziyor. Müze içerisinde ise iki salon mevcut, birisi halıların sergilendiği ve sürekli açık olan kısım, diğeri de zaman zaman fuarlar için açılan kısım” diye bilgi veriyor.


Müzedeki halılar imal edildikleri bölgeye göre sıralanıyor: Azerbaycan, İsfahan, Kaşan ve Horasan’dan gelen halıların yanı sıra Kirman halıları da müzede mühim yer tutuyor. Bugün moda olan kabartmalı halıları, 19. asrın İran'ında görmek mümkün...
Müzedeki halıların her birinin ayrı bir hikâyesi var. Bunlardan biri de Leyla ile Mecnun'un hikâyesinin dokunduğu halıdır. Tahran'daki müzenin en eski halısı ise 500 yıllık bir tarihe sahiptir.

İran'a gelen turistlerin büyük alaka gösterdiği müzede bir de kütüphane bulunuyor. Kütüphanede Farsça, Arapça, Fransızca, İngilizce ve Almanca’dan oluşan yaklaşık 3.500 kitap yer alıyor.  
Tehran büyük çarşı
 
 
İran mimarisinden izler taşıyan ve tarihî dokusunu hâlâ koruyan Tahran Kapalı Çarşısı, rengârenk dükkânları ile şehrin sosyal hayatının önemli bir parçası olmaya devam ediyor.
İran mimarisinin nadide örneklerinden olan çarşı, tuğla duvarları, motifleri ve İran tarihini anlatan figürleri ile benzersiz bir mimarî dokuya sahiptir. Birbirine geçen uzun caddelerden oluşan çarşının koridorlarının birleştiği noktalarda büyük kubbeler yer almaktadır.
Kubbelerdeki naif süslemeler yenileme çalışmaları ile maalesef yerini modern mimariye bırakırken, son zamanlarda bakımsızlıkla mücadele eden tarihî çarşının hemen her yerinde göze çarpan kablolar çarşının tarihi dokusuna gölge düşürüyor.
Çarşıda Tebrizli Azeriler'in işlettiği İran halıları satılan dükkânlar, daha çok yabancı turistlerin ilgisini çekerken, halılar dünyaya da bu mağazalardan taşınmaktadır. Çarşıda çoğunlukla Tebriz bölgesinde üretilen ipek halılar satılmakta... Üretimi Tebriz'de yapılan halılar, Moskova ve Sen Petersburg'da müşterisi olan şirketler aracılığı ile ihraç ediliyor.
Bakırdan yapılan süs eşyaları ve avizeler de kapalı çarşının en renkli unsurlarından biri.
Genç kızların da çeyiz alışverişleri için tercih ettikleri kapalı çarşıda nevresimler, porselen mutfak eşyaları ve havlular dışarıdaki fiyatlara göre çarşıda daha ucuza satılmakta. İranlılar için bu çarşı, alışveriş yapmanın dışında daha başka anlamlar da taşıyor. Sosyal faaliyetlerin oldukça kısıtlı olduğu Tahran'da, büyük pazarı gezmek de toplumsal bir aktivite olarak görülüyor