İsfehan
 
Tarih
İran'ın önemli tarihi eserlerinin bulunduğu bir şehirdir. İsfehan'ın önemini belirtmek için 16.yüzyılda çıkarılmış madeni paraların üzerinde bulunan "isfehan dünyanın yarısıdrı." (esfahan nısf-e jahan) deyimi boşuna söylenmemiştir.
 İsfahan sasaniler döneminde oldukça önemli bir yerleşim yeriydi, 7.yüzyılda arapların eline geçti ve bölgenin merkezi oldu. 11.yüzyılda selçukluların işgali sonucu imparatorluğun merkezi oldu. 1241 yılında ise moğol orduları isfehan'ıişgal etti.daha sonra timur'un orduları da isfehan'a saldırdı, 1388'de isfehan'ı ele geçirince şehirde büyük bir katliam yaşandı.
İsfehan, en parlak dönemini 15.yüzyılda yaşamıştır. Bu dönemde safevi hükümdarı şah abbas, ülkeyi moğollardan temizlemiş, iran'ın yarsından fazlasını elinde tutan osmanlı'ları da tebriz'kadar uzaklaştırmıştır. Böylece ülkede birlik ve barışı hakim kılan ؛ah abbas, isfehan'ı ba؛kent yapıp mimari geli؛ime ِnem vermi؛ ve günümüze kadar ula؛an ِnemli eserlerin yaratılmasını sağlamı؛ır.
15.yüzyılda 600 bin kişilik nüfusuyla isfehan,dünyanın en büyük şehirleinden biriydi. Bu yükseliş dönemi, 100 yıldan fazla sürmüş ve afganlıların iran'ı işgaliyle sona ermiştir. Başkent, önce şiraz' daha sonra da tahran'a taşınmıştır. 19.yüzyılda rus işgalcileri, isfehan'a kadar ulaşmış ve 1916 yılında şehir, rusların eline geçmiştir.

Yerle
İsfehan'daki ana yol olan char bagh (dört bağ)caddesi şehri kuzeyden güneye bölen uzun bir caddedir. Şehrin içinden geçen zayende rud nehri, şehrin havasını yumuşatır ve isfehana romantik bir güzellik katar. Bu nehir aslında zerd kuh-i bahtiyari dağları'ndan doğar, bitkaç tünel ve sulama sisteminden geçerek isfehan'a ulaşır. Uzuluğu 360 kilometredir. Bölgeye getirdiği olumlu etkisiyle tarım, bahçecilik ve meyve yetiştiriliciğinin en temel ihtiyacı olan taze ve kaliteli suyu sağlar.
İsfehan'ın verimli topraklarında yetişen ürünler arasında kavun, elma ve nar en başta gelir. Ayrıca badem ve kiraz da isfehan'ın vazgeçilmezleri arasındadır. İsfehan'a özel bir tatlı olan ve antep fıstığı parçaları,un ve limon suyu ile yapılan bir tür koz helva olan "gez" de isfehan'ın spesiyallerindendir.

İsfehan'da bulunan birçok tarihi eserde kullanılan çinilerdeki mavi rengin tonu; iranın kuru, sıcak iklimi ve kirli  renkleri ile uyum içersindedir. Şehrin sadece mimari yapısı değil ; sakin, huzurlu atmosferi ve ılıman iklimi de sizi olumlu etkileyecektir.
Bu ؛ehir, tamamiyle bir yürüyü؛ alanı gibidir; pazarda dola؛ırken kaybolup gidebilir, çok güzel düzenlenmi؛ bahçelerde yorgunluğunuzu atabilir ve belki de bir kaç isfeahnlı entellektüel  gençle kar؛ıla؛ıp fikir alı؛veri؛inde bulunabilirsiniz.
İsfehan, size gerçek iran kültür ve sanatının hangi duyarlı ve estetik noktalara erişmiş olduğunu, tarihi eserleriyle iddiasız, gürültüsüz bir biçimde gösterecektir. Burada devrim ateşinin ve politik tartışmaların gerilimi yerine; sadece mistik ve sakin bir sanatsal duyarlılık vardır
 

 
 
Chahar bagh caddesi
 
 
 
1597 yılında I.şah abbas zamanında yapılmıştır.caddenin iki yanında safevilerin kraliyet sarayları yer alırdı. Bunlar abbas abad, cihan nüma,sitare, nastaran isimli binalardı. Günümüzde bu binaların yerinde modern alışveriş merkezleri yükselmiş durumda, geriye sadece şah süleyman dönemi yapısı olan heşt beheşt sarayı kalmış.bütün bunlara rağmen chahar bagh cadeesi eski güzelliğini koruyor.
Caddenin uzunluğu 5.km geni؛liği ise 47 metre kadardır. Caddenin iki ؛eridinin ortasında süvarilerin ve kervanların geçmesi için bir yolun  ve bunun iki yanında yayalar için yürüme yollarının  bulunduğuna dikkat edin. Dünyanın ba؛ka yerinde bِyle bir ؛ey var mıdır, bilmiyoruz; ama yaya haklarını koruduğu ve arabası olmayanları da düşünüyor olduğu kesin. Chahar bagh caddesi, halk arasındaki kullanımına göre üç bölüme ayrılabilir.
1.chahar bagh-e bala : (yukarı dört bağ) azadi meydanından (dervaze shiraz-şiraz kapısı)  si-o se pole kadar (al-lahverdıan köprüsü) uzanan bölüm 2.2 kilometre.
2.chahar bagh-e abbasi: sio-se pol ( allahverdi han köprüsü)nden imam hüseyin meydanı'nda ( derwaze dowlat- devlet kapısı) kadar uzanan bölüm 1.4 km.
3. chahar bagh-e pa'in : imam hüseyin meydanı'ndan şüheda meydanı'na kadar olan bölüm.
İsminin " dört bağ" anlamına geldiğini söylediğimiz bu caddede her evin iki bahçesi bulunurdu. Yan yana geldiğinde dörder bahçe gibi görünen  bu caddeye bu nedenle "dört bağ caddesi" ismi verilmiş. Bahçelerin büyüklüğünün 4-8 dönüm kadar olduğunu, bahöe sınırlarında sıra sıra ağaçların dikili olduğunu, zayende rud nehrinin sulama kannalrıyla sulandığını, kimi yrlerde küçük havuzların bulunduğunu düşünürseniz buranın gerçekten dünyanın yarısı benzetmesini hak ettiğini siz de kabul edersiniz
 
 
 
 
Chehel sutun (kırk sütun) sarayı
 
 
İsfehan'daki saraylar, sasanilerin ve moğolların büyük ve gösterişli saraylarının yanında alçak gönüllü kalır.chehel sütun sarayı da bunlardan biridir. Chehel sütun ikinci şah abbas tarafından 1650 yılında, 6.5 dönüm arazi üzerinde yapılmıştır. Basit ve iddiasız görünümünü kanıtlamak istercesine sütunlar üzerindeki çatı, küçük bir kubbeden ibaret bırakılmıştır. Kraliyet sarayı ile birleşik olarak düşünülürse bu saray, ayna kaplı sütunları, tablolarla süslü panelleri ve sarkıtlarıyla sadece bir giriş kapısı gibi kalıştır.
"kırk sütun" diye adlandırılan isminin çok bilinen hikayesine göre: sarayda aslında 18 tane olan sütunların, havuzdaki yansımaları da hesaba katılmış ve farsça'da "kırk" anlamındaki chehel sutun - kırk sütun ismi kullanılmıştır.
Sarayın içindeki büyük salonun duvarlarına işlenmiş altı büyük boy tablo, dikkatinizi çekecektir.
 
 
Bu tablolarda anlatılanlar yanda görülmektedir.
Binanın içini gezdikten sonra etrafını dolanın, dış cephenin yan ve arka duvarlarında büyük boyda tablolar sizleri bekliyor. Bu tablolar dönemin batılı ressamları tarafından yapılmıştır ve orta çağ avrupasından görüntüler sunmaktadır
 
 
 
(İmam meydanı (nakş-ı cihan meydanı
1612 yılında I.şah abbas tarafından yaptırılan meydanın dünyanın en büyük meydanı olduğu söylenir. Şehir planlamacılığı açısından dünyanın en iyi örneklerinden biridir. Meydanın uzunluğu 512 metre, enı 163 metre kadardır. Bu boyutlarıyla moskova'daki ünlü kızıl meydan'ın iki katı büyüklüğündedir.
Meydanın eski ismi olan " nakş-ı cihan", burasının değerini daha iyi ifade ediyor. Türkçedeki anlamıyla da "dünyanın nakşı" sözü, bu meydanın yapıldığı şah abbas dönemindeki el sanatları ve mücevhercilerin adına gönderme yapılması nedeniyle koyulmuş, islam devrimi'nden sonra buranın ismi " imam meydanı" olarak değiştirilmiştir.
Bu meydan ilk yapıldığında polo oyunu sahası olarak kullanılmıştır. İmparator , polo oyunlarını meydanın merkezi sayılabilecek yerde halen bulunan ali Qapu isimli sarayından izlerdi. Meydanın iki ucundaki mermerden yapılmış olan polo kaleleri halen yerli yerinde durmaktadır.
İmam meydanı'nın dört kapısı vardır: ekonomik kapı, ilmi kapı,siyasi kapı ve dini kapı.
Safevi döneminde bu meydan'da, askeri manevralar, gösteriler yapılır, oyunlar oynanırdı.1673-1677 arasında buraya gelmiş olan şovalye jean chardin, anılarında: "gece olduğunda meydan'da, şarlatanlar, kuklacılar, yüzük oyunları yapanlar, atasözü ve deyimlerden kelime oyunları yapanlar, dini vaaz verenler; htta bir çadır dolusu fahişe bile gördüm." Demişti.
İsfehan'da görülecek birçok yere gitmek için buradan geçildiğinden, bu meydan şehrin merkezi sayılabilir.
Meydanın çevresi sütunlu yapılarla çevrilmiş ve ortasında geniş bir havuzu olan kapalı bir mekan oluşturmuştur.çevreyi oluşturan yapıda kapalı çarşı bulunur. Bu çarşıda özellikle isfehan el sanatlarından örnekler bulabilirsiniz. Bunlar arasında minyatürler, mozaik denilen sedef kakma işleri ve mine kaplama metal işler dikkati çeker. Meydanı gezmek için en iyi zaman, öğleden sonra ve ya akşamüstüdür. Havuzun çevresindeki ışıkların yanmasıyla meydanın atmosferi bir anda değişir, havuzların fıskiyeleri de bu ssatlerde açılır ve tipik bir şark gecesi ortamı oluşur. Meydan-ı imam, 1979 yılında UNESCO'nun dünya kültür mirası listesi'ne alınmıştır.  

İmam camii
 
 
 
Bir ismi abbasi cami mescidi, bir başka ismi ise mescid-i şah olan bu yapı da dünyanın  en ince işlerle dekore edilmiş binalarından birisidir.yapımına 1612 yılında başlanmış ve 1638 yılında bitirilmiştir. Bin yıllık cami mimarisi geleneğinin, taş oyma sanatının ve çiniciliğin getirdiği birikimlerin sonunda bu yapı da eşsiz süslemeleriyle dünyanın sayılı eserleri arasına girmiştir. Camide ve mihrapta ana eksenin mekkeye doğru olması için yapı, meydanla açı yapack şekilde çapraz olarak yerleştirilmiştir.
Giriş kapısı, meydanın mimarisinin bir yansıması gibi düşünülmüş, bir camiden ziyaretçilere "hoşgeldin" diyen yüksek bir estetik kaygıyı ve inceliği öne çıkarmış gibidir. Her iki minaresi'de
30m.dir.
 
 
Şah abbas,şeyh lütfullah camiini kendi özel ibadeti için yaptırmış olsa da, imam camii'nde iki adet dev medreseyi halkın hizmetine sunmuştur. Bu medreseler, 1629'da tamamlanmıştır.binanın içinde dört bölüm vardır. Bunlardan birincisi geniş bir veranda'ya konumlanmış olan güldeste'ye (minare) açılır.
Güney bölümü, en büyük olan bölümdür ve üzerinde 38 metre yüksekliğinde devasa bir kumbet bulunan geniş namaz bölümüne açılır.
Kumbetin altında ses yansıtma oyunları deneyebilirsiniz.her hangi bir yerden çok alçak sesle bile konuşsanız salonun her yerinden rahatlıkla işitilir.kubbenin iç yüzü ve duvarları gene eşsiz işlemelerle kaplıdır. Buradaki çiçek desenleri altın yaldızlı, sarı ve beyaz renklidir. Bu renkler, arka plandaki turkuvaz mavisinin koyu desni ile tam bir uyum sağlamıştır.
Namaz kılınan yerde kubbenin tam altında durun.yerdeki taşlara duracağınız yer, işaretlidir. Burada durarak yüksek sesle konuşun,bir çok farklı yerden yankı geldiğini duyacaksınız! Yapılan bilimsel araştırmalarda 49 farklı yerden eko geldiği tesbit edilmiştir.insan kulağı bunların sadece 12 tanesini duyabilir. İşaretli olan yer yedi değişik ölçüdeki taşlarla yapılmılştır.burada durup kubbeye bakarsanız, kubbede 8 pencerenin bulunduğunu göreceksiniz. Bu durumun bir açıklması şöyledir: "yer yüzündeki 7 makamı aşmayı başaran kişi, gökyüzündeki 8 cennete ulaşır."

Alı gapu sarayı
 
 
 
Safevi döneminde imam meydanı'na, kralın ihtişamına uygun bir giriş kapısı düşünülmüştü. 17.yy. başlarında burada iran'ın ilk "gökdelen"inin dikilmesi, diğer yapılardan daha yüksek olması meydana tepeden bakması planlandı ve bu gerçekleştirildi.
Sarayın ismi türkçe "ali kapısı" anlamına geliyor gibi, ancak farsça'da aali yani yüce, büyük anlamında yüce kapı anlamında olduğu kesindir.
48 metre yükseklikteki yapıya çift merdivenli güzel bir girişten ulaşılıyor. Ana yapı altı katlı olarak yapılmış.ikinci kattan tam karşıdaki şeuh lütfullah camii çok güzel görünüyor.
Üçüncü kattaki salon,18 ahşap sütunla süslenmiş. Bu salon, ikinci şah abbas tarafından yeniden dekore edilmiş. Sütunlardaki ince ahşap işçiliği, zemindeki mermerin temizliği ve aynalarla süslü duvarları burada büyük bir ihtışam dönemi yaşandığını gösteriyor. Burada bulunan havuz,serinltme amaçlı olarak kullanılıyormuş. Havuzdaki fıskiyeyi çalıştırabilmek için giriş katındaki su deposundan buraya el pompası ile iki kişi su basmaya çalışırmış.
 
 
Altıncı katta büyükçe salon, şah'ın özel çalışma yeri olmakla birlikte burada yabancı konuklara konserler de verildiği için akustik yapısı korunmaya çalışılmıştır.
Ali Qapu sarayı'ndaki birçok tablo, moaikler, küçük odalarda, merdivenlerde ve koridorlardaki tarihi eserler özellikle kacar döneminde yağmalanmış ve yok edilmiştir. Saray 1854'te safevi kralı şah sultan hüseyin zamanında onarım görmüştür. Şimdi gördüğümüz fresklerin bazıları avrupalı sanatçılar tarafından yapılmış ve o dönemde buraya yerleştirilmiştir. Bu çizim ve minyatürlerin bazıları meydan çevresindeki minyatür sanatçıları tarafından kopyalanarak yeniden canlandırılmaya çalışılıyor.
 
Şeyh lütfullah camii
 
 
Bu cami,aslında dini sohbetler, dersler ve kişisel ibadet amacıyla yapıldığı için avlusu ve minaresi yoktur.
İmam meydanı'nın doğu ucundaki binanın yapımına 1602'de başlanmış ve 1619'da tamamlanmıştır. Şah abbas, bu camiyi hem din öğretmeni hem de kayınpederi olan lübnan asıllı şeyh lütfullah onuruna yaptırmıştır.
Safevi krallar, şii inancını desteklemeye karar verdiklerinde hem iran'ın her köşesinden ve hem de çeşitli arap ülkelerinden din büyükleri, filozoflar  ve öğretmenler iran'a ve özellikle isfehan'a akın etmeye başladı.şeyh lütfullah da bu düşünceyle lübnan'daki topraklarından ayrılıp isfehan'a gelmiş. Zamanla kendini şah abbas'a gösterebilmiş ve onun büyük saygısını kazanmıştı.
Cami'nin yüzünün mekke'ye dönük olması için meydanla 45 derecelik açı oluşturacak biçimde inşa edilmiştir. Ana binanın çok büyük boyutlardaki kubbesini taşıyabilmek için binanın duvarları yaklaşık 170.cm kalınlığında yapılmıştır.
Caminin ilginç özelliklerinden biri de duvarlarda turkuaz taşlarıyla ince ince işlenmiş mükemmel motiflerde mavi ve pembe renkler kullanılmışken kubbenin içinde ve dışında sarı rengin hakim olmasıdır.
Kubbenin dış yüzeyindeki işlemelerde çiçek motifleriyle arabesk desenler yaratılmış, beyaz mozaik işlemelerin arkasında mavi bir arka plan hep vurgulanmıştır.kubbenin içi ile iç duvarlardaki işlemeler gerçekten birinci sınıftır.mozaik işlemeler, mine işlemeli tavan süslemeleri, çini işlemeli sure ve dualar, turkuvaz renkli mum taşıyıcıları ve gene çini'den işlenmiş pencere kafesleri çok estetiktir. Kubbenin tam merkezindeki tavus kuşu motifi de ilginçtir. Motifin yönü kabeye doğru bakar.desenlerin ve motiflerin kullanımında kimi yerde portakal rengi, kimi yerde mavi renk hakim olmuş,sonuçta UNESCO'nun dünya kültür mirası listesine alınmayı hakeden bir şaheser ortaya çıkmıştır.
Dua edilen bölümde ve mihrap'ta kullanılan süslemeler, kısmen arabesk motifleri hatırlatan, ama çoğunlukla hiç bir yerde eşini göremeyeceğiniz ince işlerle yapılmış mozaik çini'lerle süslenmiştir. Bu ince zevkli eseri yaratan mimar; isfehan'ın kurucusu sayılabilecek üstad hüseyin'in oğlu üstad muhammed rıza esfehani'dır.bu ustanın ismi, caminin içinde giriş kapısının tam karşısındaki iki tablette yazılıdır.
Lütfullah camii'nin bir diğer adı "kadınlar mescidi"dir.ali gapu'da oturan harem kadınları ibadet için buarayı kullandıklarından böyle denmiştir.o dönemlerde ali gapu ile mescid arasında bir tünel de varmış.
Caminin girişinde, sağ taraftaki dar bir merdiven ile alt kata inebilirsiniz.buradaki geçit benzeri yerlerden geçtikten sonra içi fayans kaplı geniş bir bölüme gelirsiniz.dışardaki sıcak havadan etkilenmeyecek bir şekilde yapılmış olan bu bölüm, namaz kılmak için düzenlenmiştir. 
 


)Jameh mosque ( Cuma camisi
 
 
İsfehan'daki en eski eserlerden biridir. Caminin yapısında selçuklu, moğol ve safevi mimari tarzları iç içe geçmiştir. Bu yapısıyla ve caminin orijinalliğini korumuş olmasıyla dünya kültür mirası listesine girmeye hak kazanmış bir şaheserdir.
Cami bölgesine girdiğinizde dev bir avlu sizi karşılar, 20 bin metre kare  bu avlu tüm iran'daki en büyük cami avlusudur.
Caminin bulunduğu bu yerde ilk olarak bir zerdüşt tapınağının var olduğu düşünülüyor.daha sonra islamın gelişiyle bu tapınak camiye dönüştürülmüş. Ana avludaki iki eyvanın birer ucunda bulunan kubbeli yapılar 11.yüzyılda selçuklular tarafından yapılmış. Bu kubbelerin birisi "nizam-ül mülk kubbesi" ikincisi ise "tac-ül mülk kubbesi'dir."  Bu yapılar, yangında zarar gördükten sonra 1121'de yeniden yapılmış. Daha sonra, bölgeyi ele geçiren çeşitli güçler de kendi mimari anlayışlarıyla çeşitli ekler yapmışlar.
Her iki kubbenin de içi muhteşem "stuco" işiyle bezelidir. Stuco işi, toprağın çamurlaştırılıp sıvanması ve sonra el ile şekil verilip kurutulmasıyla elde edilir.yapısı gereği .ok da dayanıklı olmayan bu teknikle yapılmış olan kubbe içi süslemelerin bin yıla yakın süredir bozulmadan kalmış olması da ilginçtir.
Avlunun dört tarafını çevreleyen dört eyvan, birbirinden farklıdır ve her biri kendi döneminin özelliklerini yansıtır. Güney tarafındaki eyvan,içlerinden en ihtişamlısıdır,moğol dönemi mimari özelliklerine sahiptir, üzerindeki mozaikler 15.yüzyıldan kalmadır ve eyvanın iki yanında iran tipi iki minare bulunur. Kuzeydeki eyvan, selçuklu dönemine aittir ve üzerindeki yazılar kufi tarzıyla yazılmış bir hat sanatıdır. Batı tarafındaki eyvan, selçuklular zamanında yapılmış, ama daha sonra safeviler tarafında ele geçirilmiştir.
Camideki en etkileyici bölümlerden birisi sultan olcayto'nun odasıdır.burası 14.yüzyıldan günümüze kadar kalmış bir bölümdür. Burada ahşap bir minber, taş üzerine kufi yazısıyla ince ince işlenmiş surelerden oluşan bir mihrap va başka bir ahşap minber daha vardır.
Buradan aşağıya doğru birkaç basamak inen merdivenlerden geçerek "kışlık namaz salonu"na gelirsiniz. Bu salonun mimarisi "yurt" denilen türkmen çadırlarına benzetilerek yapılmıştır.duvarlarının kalınlığı 1.5 metre kadar olduğu için dışarıdaki soğuğu ve sıcağı kolaylıkla yalıtır.mekanın tepesindeki küçük delikten aydınlanma sağlanmaktadır.buraya girdiğinizde duvardaki panodan elektrik ışığını kapatın  ve bu bölümün 14.yüzyıldaki orijinal halini mutlaka görün. Yerin altında olduğu için son derece sessiz ve dışarıdan izole kalmış olan salonun mistik bir hali var.çik etkileneceksiniz.

Vank katedrali
 
 
 
 
İsfehan'da eskiden beri yaşamakta olan ermeni toplumunun ibadet yerlerinden en önemlisidir.günümüzde yeni julfa'da 4-5 bin kadar ermeni yaşadığı tahmin edilmektedir. Katedral, ibadet ssatleri dışında ziyarete açıktır. Katedrale giriş ücreti 15 bin tümendir.
Ana binanın önündeki heykel iran'da 1636 yılında kurulan ilk matbaa'nın yapımcısı olan khachatur kseratsi'ye ait. Katedralin içi yerden tavana kadar yağlı boya tablolar ve fresklerle
 
dolu.
 
 
 
 
 
bağzı tablolardaki desenlerin inceliği göz kamaştırıyor.
Katedraldeki ikinci bina'da soykırım müzesi var.girişin hemen solundaki büyük boyutlu türkiye haritasında şehir isimleri ermenice olarak gösterilmiş ve bu şehirlerdeki (güya) ermeni katliamı hakkında bilgiler verilmekte.müzenin geri kalanında çeşitli etnik ürünler ve eşyalar sergileniyor.
Müze bahçesinde "soykırım" anıtı da var.
Yeni julfa bölgesine gelmişken burada bulunan çok modern vi minimalist dekorlarla bezeli kafelerden birisine oturarak sürekli kebab yemekten yorulan midenize batılı tarz yemeklerle bir ziyafet çekebilirsiniz.
(Menar-e junban (sallanan minare
 
 
 
Moğol döneminden kalma bu türbe, isfehan şehir merkezine 6 km. Kadar uzaklıktadır.binanın içinde emu abdullah karladani isminde bir zateın türbesi bulunur.binanın üstünde bulunan iki minare, belki mühendilik hatası, belki de deprem hasarı nedeniyle bulunduğu yerde sallanmaktaydı. İran kültür bakanlığının minareyi sallanmayı yasaklamasıyla gezginlerin ilgisi azalmaya başladı. Şehir merkezine biraz uzakta olan bu yeri ziyaret etmek, gereksiz hale geldi.
 
 


Si-o se pol
 
 
 
Chahar nagh caddesi'nin isfehan'ı ikiye böldüğünden bahsetmiştik. Bu uzun caddeyi zayende nehri üzerinde kurulu bulunan si-o se pol köprüsü keser.
 Köprü, 1602'de şah abbas döneminde yapılmıştır.köprünün mimarı şah abbasın ordusunda yüksek rütbeli bir subay olan allahverdi han'dır. Köpruye sütun sayısına göre si-o se pol = 33 ayaklı köprü denmesine rağmen asıl ismi allahverdi han köprüsü'dür.uzunluğu 300 meter ve genişliği 14 metre olan köprü, günümüzde araç trafiğine kapalıdır ve buradan sadece yayalar geçebilir.
Köprünün bir tarafı ermenilerin yoğun olarak oturduğu julfa mahhalesi'ne açılmaktadır. Eski dönemlerde köprünün iki ucunda müslüman ve hristiyan toplumları kendi dini törenlerini yaparken dini hoşgörünün örenekleri yaşanırdı.
İsfehanlıların her gece mutlaka gelecekleri, piknik yapacakları, eğlenecekleri yer, kesinlikle burasıdır. Köprünün gece aydınlatması sizi bir anda eski dönemin oryantal atmosferine götürecektir.köprünün iki başında, alt katta suların aktığı yerde kurulu bulunan iki çayhanede, zayende nehrinin serinletici etkisiyle  çay içmek size olağan üstü bir keyi verecektir. (son yıllarda zayende nehrinin suyu çok azaldı, sizin ziyaretinizde tamamen kurumuş bir nehir yatağı
ile karşilaşabilirsiniz.)