9 Gecelik ve 10 Gün klasik Tur İran

 

Gün 01: Tahran hava limanında (IKA) Giriş, tebrik ve tur rehberini konaklamasi sonra Otelden check-in yapın.

  Gün 02 Tahran'ı ziyaret edin: GolestanPalace (saraylar dahil), İran Ulusal Müzesi, Bazar Bagh-e Melli, Toopkhaneh Meydanı geleneksel yemekleri

ve 03 ziyaret Mücevher Müzesi - İslam müzesi - Züccaciye ve seramik Müzesi, Darband akşam yemeğinden sonra dinlenmek için otele dönüş

Gün 04 - Otelde yanaktan dışarı çıkıp 200 km'lik Kashan'a gidip, UNISCO & Historical borojerdiha ya da tabatabiha evlerinde tescilli Fin bahçesini, sonra gece İsfahan için İsfahan Kafa'yı ziyaret edin. Öğleden sonra panoramik gezi Khajoo ve siosepol köprüleri ziyaret ediyor. Isfahan'da bir geceleme

Gün 05 - "İsfahan" ziyaretinde tam gün şehir turu: Nagsheh jahansquare (UNESCO dünya mirası) "İmam" cami, şeyh lotfollah cami, Aaliqapu "saray ChehelSotun" saray Geceleme Isfahan

Gün 06 - "Vank" kilise ve Jolfa caddesi. & Menar jonban & Chehel soton sarayı & Cuma cami ve shekh baha tarihi banyo, Gece konaklama Isfahan

Gün 07 - Sabah erkenden Yazd'a gidin - yolda Naeen'i ziyaret edin. Yazd şehir turu - Amir Chakhmagh karmaşık ziyaret saatine göre, Dolat Abad bahçesinde rüzgar kulesi, "Yazd", "yeraltı kanalı" camii, Zerdüşti yangın tapınağı, Zerdüşt küpü. Yazd'da geceleme

Gün 08 - Şiraz için sabah kafa - Tam günlük gezi - Ziyarete göre: "Nasır ol molk" cami, "Narenjestan-e-Ghavam" (Ghavam Turuncu bahçe), "Arg-e-Karimkhani" (Karimkhan Castel) "Vakil Pazarı", "Şah Cherag" Türbesi, "Hafezieh" (İran'ın en büyük şairlerinden birinin mezarı). Geceleme Şiraz'de

Gün 09- Eram bahçesi (UNESCO dünya mirası), Persepolis ve Naqsh e Rostam yazıtlarına tam günlük gezi. Tehran'a Gece Uçuş - Tahran'da Geceleme Kalmak

son Gün - IKA'ya transfer için serbest gün

Tahran

 


,iran'ın hem başkenti, hem de en büyük şehridir. Nüfüsu 14 milyon

 civarındadır.tümiran nüfüsunun beşte biri tahran'da yaşamaktadır. Tahran, bu özelliğiyle dünyada eşsizdir.

Tahran,islam devrimi mücadelesinde kitlelere önderlik yapmıştır.bu devrim müslüman aleminde ve tüm dünyada tğrğnğn tek örneğidir.

yazın gerçekten sıcak dönemler yaşayan tahran ismi farsça'da "sıcak yer" demektir.

Tahran şehrinin kuruluşu neolitik çağlara kadar gitmektedir. Bu şehir, şimdi olduğu gibi elbruz dağlarına sırtını dayamış küçük bir yerleşim yeri olarak doğmuştu.

Hemen yakınındaki rey şehri, 1197'de moğollar tarafından yıkılana kadar tahran'dan daha gelişkindi. Rey şehri, selçuklu imparatorluğunun kurucusu tuğrul bey'in ilk başkenti olmuştu. Tuğrul beyin türbesi "burc-u tuğrul" adıyla halen rey şehrindedir.

Tahran rey şehrinin yıkılmasdından sonra ticari merkez halini almaya başladı. 1783'te kacar hanedanı'nın başkenti olunca tahran, siyasi bir önem de kazandı.

Daha sonraki dönemlerde kazandığı bu önemi, kum ve meşhed şehirlerinin dini merkez olarak yükselmesine rağmen yitirmedi.

Elbru dağı'nın eteklerinde bulunan geniş bir araziye  yayılmış olan bu şehir, öteki iran şehirlerinde olduğu gibi geleneksel yapıya uymuş ve iki ve ya en fazla üç katlı tuğla binalardan oluşmuştur. Şehir merkezi hariç,binaların çoğunda sıva kullanılmamış, böylece şehir, kirli sarı renkte bir çöl kenti havasına bürünmüştür. Buna karşılık fars kültürü ve sanatı bu binalara yansımıştır.binalarda tuğlaların yerleştirilişi bile iran'lılarda ileri düzeyde bir zevk ve estetik kaygısının bulunduğunu götermektedir.


16.yüzyıl'da tahran'ın doğal ortamı,ağaçlık olması, tertemiz suya sahip nehirlerinin bulunması ve avcılık imkanlarıyla dikkati çekiyordu.safevi kralı I. Tahmasb, tahran'da tuğla evler, bahçeler ve kervansaraylar yaptırdı, çevresine de kuvvetli duvarlar ördürerek bu yerleşimin savunması sağlandı.bu dönemde buraya gelen avrupalı gezginler, tahran'dakı üzüm bağlarının ve şarapçılığın çok gelişmiş olduğunu anlatmışlardır

Zendi kerin han, başşehir olan şiraz'ı tahran'a taşımak istemiş ve burada bir saray yaptırmaya başlamış ; fakat yaşadığı iç sorunlar nedeniyle bunu tamamlayamadan şiraz'a geri dönmüştür.

Daha sonra kacar kralı olan aga muhammed han,1789'da tahran'ı başşehir aptı. Şiraz kemtinin kalelerini yıktı ve zendi kerim hanı öldürerek kendisini tüm fars ülkesinin kralı olarak ilan etti. Bu sırada tahran, 15 bin nüfusuyla tozlu topraklı bir kent görünümündeydi.

1920'lerde şehir hızlı bir gelişim içine girdi.ticaret merkezi olarak gelişen şehir, ülkenin aynı zamanda entellektüel merkezi ve yönetim yeri oldu.günümüzde tahran, 14 milyon civarındakii nüfusu ile dev bir metropol kemt olmuştur

 

Yerleşim


Tahran şehri kabaca kuzey tahran ve güney tahran olarak ikiye ayrılabilir.şehrin güneyinde yaşayan halk,daha aşağı sınıftan ve daha yoksul kesimdendir.yerleşim yerleri geleneksel tuğla evlerden ve tek katlı yapılardan oluşmuştur.bu bölgede yaşayanların alt gelir grubuna bağlı olduğu hemen anlaşılır.şehirde bizdeki gibi gecekondulaşma yoktur;ama bu bölge ,tahranın varoşları sayılabilir.

Kuzey tahran ise villa tipi evleri,lüks arabaların dolaştığı geniş bulvarları,şık restoranlarıyla şehrin zengin kesimidir.bir gezgin olarak güney tahran'da konklamak,otel fiyatlarının ucuzluğu bakımından tercih edilebilir.şehirdeki metro sistemi ile güney tahran'daki terminalcenup'tan en kuzeydeki gheytariye (tejrish bölgesi) semtine kadar gidilebilir.

Veli asr caddesi tahran şehrini kuzeyden güneye doğru boylamasına keser.bu cadde,yaklaşık 20 kilometre uzunluktadır.

Batıdan doğuya doğru şehri bölen bir başka na cdde ise azadi caddesi'dir ve azadi anıtı'ndan başlayıp inkilap meydanı'na kadar gelir,buradan sonra inkilap caddesi adını alarak batıya doğru uzanır.

Tahran'ın çevrsinde şah zamanında yapılmış olan çevre yolu şehrin büyümesiyle şehir içi yolu gibi olunca daha dıiarıda ikinci bir çevre yolu daha yapılmıştır.bu çevre yolu da şehri engelleyememiş ve tahran gene dışarılara taşmaya başlamıştır.

Tahran trafiğinin dünyanın en kötü trafik düzeni olduğu kabul edilir.geniş bulvarlar her zaman doludur,trafik ışıklarında uzun süre beklemek zorunda kalınır.bu yoğunluğu hafiflete bilmek için yapılan metro çok geniş bir ağı bulunmasına rağmen yoğunluğu azaltamamıştır.tahran'da trafiğin çok yoğun olacağı önceden bilinen bazı günlerde tek / çift plaka uygulaması bile yapılmaktadır.

 

Darvazeh Baghe Melli )Ulusal Bahçe Kapısı)


Yüksek Haft Rangi (yedi-Renkli) fayanslarla süslenmiş bu heybetli tuğla ağ geçidi, 1922 yılında Reza Khan'ın komutasında Savaş Bakanı olarak inşa edilmiştir.

Eskiden Savaşı Bakanlığı, eski bir Kâkir binası, kuzeyde birkaç yüz metre olan yüzü; aralarındaki boşluk uzun yıllar boyunca, büyük bir askeri geçit alanı, Maidan-e-Mashq idi, ama şimdi üzerine inşa edildi. Sağda, ağ geçidi boyunca, Reza Şah'ın hükümdarlığı sırasında neo-Achaemenian tarzında inşa edilmiş büyük polis merkezi var; soldaki müze 1967 yılında tamamlanmış ve Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılmıştır.

 

Çeşitli fayans yazıtlarının yanı sıra, ağ geçidinin her iki tarafındaki döşeme makineli tüfekler ve askerler gibi askeri konuları göstermektedir. Bir oda askeri müziği ile taçlandırılan merkezi kemerin üzerindeki ana faience yazıtında, İmam Reza tarafından aktarılan Peygamber Efendimizin tanınmış sözleri kaydediliyor.

 

ozgurluk kulesi Tehran

 


İran Tahran kapılarında bir nöbetçi gibi duran bekçi, 1971 yılında inşa edilmiş ve sekiz bin beyaz mermer bloktan oluşan etkileyici Azadi Kulesi'dir (Özgürlük Kulesi). İslami ve Sasani mimari üslupların birleşimi olan elli metrelik yüksek kulesi, Pers İmparatorluğu'nun oluşumunu anıyor ve hem modern hem de eski kültürlerin ilginç bir birleşimidir.

Kule, Tahran'ın 50.000 metrekarelik Azadi meydanında, müze ve çeşmelerden oluşan Azadi kültür kompleksinin bir parçası.

Kemer, şehrin hemen kuzeyinde, Elburz (Alborz) dağ aralığında Azadi Meydanından yükseliyor. Damavand Dağının karlı zirveleri kadar harikalar yaratmasa da, 148 metrelik bir kesme mermer şaheseri bu tarihi kentin girişini işaret ediyor.

Kompleksin İran coğrafi haritasına dayalı olarak tasarlanan sesli - görüntülü salon, İran'ın bölgesel özelliklerini, kültürel, yaşam biçimi, dini ve tarihsel anıtlar açısından sergiliyor. Mekanik bir konveyör, ziyaretçilerin toplam konforda salonu ziyaret etmelerini sağlar. Bazı sanat galerileri ve salonları geçici fuarlara ve sergilere tahsis edilmiştir.

Mimar Hüseyin Amanat, Sasani ve İslam mimarisinin unsurlarını bir araya getiren anıt tasarlamak için bir yarışma kazandı. Tahran'ın Azadi Meydanı'nda bulunan ve yaklaşık 50.000 m²'lik bir alanda bulunan Azadi kültür kompleksinin bir parçası. Kule tabanı etrafında birkaç çeşme ve bir müze yeraltı vardır. Cezayir'de ikonik Monument des Martyrs (yerleşik, 1982) bu anıtın genel tasarımında ve detaylarında güçlü bir etkisi olduğunu göstermektedir.


Esfahan bölgesinden beyaz mermer taş ile yapılmış, sekiz bin blok taş var. Taşların hepsi, ocakları bilen ve "Soltan-e-Sang-e-İran" olarak bilinen Ghanbar Rahimi tarafından sağlandı ve tedarik edildi. Blokların her birinin şekli bir bilgisayar tarafından hesaplandı ve binanın işi için tüm talimatları içerecek şekilde programlandı. Kule gerçek inşaatı gerçekleştirildi ve İran'ın en iyi usta taşı olan Ghaffar Davarpanah Varnosfaderani tarafından denetlendi. Ana finansman, beş yüz İranlı sanayiciden oluşan bir grup tarafından sağlandı. Açılış 16 Ekim 1971'de gerçekleşti.

1971 yılında Pers İmparatorluğu'nun 2500. yıldönümü dolayısıyla kurulan bu "İran'a Giriş" adlı eser, "Kralların Anıtı" anlamına gelen "Şahinat Kulesi" olarak adlandırıldı ancak 1979 İran Devrimi'nden sonra Azadi (Özgürlük) olarak adlandırıldı. gelecek nesillere Pehlevi hanedanı altında modern İran'ın başarılarını hatırlatmak için ülkenin canlanmasının simgesi haline geldi. 50 metre (148 fit) uzunluğunda ve tamamen mermer kaplamalı.

Kulenin girişi ana tonozun hemen altındadır ve Bodrum katındaki Azadi Müzesine açılmaktadır. Siyah duvarlar, saf, ayık çizgiler ve tüm binanın oranları kasıtlı olarak sade bir ortam yaratıyor. Ağır kapılar, aydınlatmanın hafifletildiği bir tür kript üzerine açılır. Şok derhal. Buradaki aydınlatma, her biri benzersiz bir nesne içeren vitrinde gösteriliyor. Altın ve emaye parçalar, boyalı çanak çömlek, mermer, minyatürlerin sıcak tonları ve vernikli tablolar, siyah mermer duvarlar arasında yıldızlar gibi parlak ve bu mabet mağarasının tavanını oluşturan beton ağın yarı karanlığında. İran'da en güzel ve en değerli elli parça seçiliyor. Mükemmel durumda ve her biri ülkenin tarihinde belirli bir dönemi temsil ediyor.

Onur mekanı, Cyrus Silindirinin bir kopyası (orijinal İngiliz Müzesi'nde) tarafından işgal edilmiştir. Çivi harfli yazıtın silindir üzerindeki bir çevirisi müzenin görsel-işitsel bölümüne giden galerilerin duvarı üzerinde altın harflerle yazılmıştır; Bunun aksine, benzer bir plak, Beyaz Devrimin On İki Noktasını listeler. Cyrus Silindirinin yanında muhteşem bir altın plak, Tahran Belediye Başkanı tarafından Şah'a müzenin sunumunu anıyor.

Burada İran tarihinin ilk ifadeleri arasında, şaşırtıcı derece titiz geometri çivi yazılı karakterlerle kaplı kare şeklindeki kütük taşlar, altın kaplama ve Susa'dan alınan terra cotta tabletleri bulunmaktadır. Işıklandırılmış bir Kuran ve birkaç olağanüstü minyatür, ülkenin tarihi dokuzuncu yüzyıla kadar kilometre taşlarına dikkat çeken çömlek, seramik, verniklenmiş porselenler (örneğin Gorgan'dan gelen güzel yedinci yüzyıl mavi ve altın tabaklar gibi), kendisi iki ihtişamlı Farah Pehlevi'nin koleksiyonundan boyalı paneller.

 

1971'de tasarlanan orijinal gösteri, 1975'te ziyaretçileri İran'ın coğrafi ve doğal çeşitliliğini keşfetmek için temel tarihsel unsurları ile birlikte davet eden yeni bir gösteri ile değiştirild

Iran ulusal müzesi 


1937'de daha başka hükümet binaları ile birlikte yapılan ve özgün tuğla yapısı ile dikkati çeken ulusal müze'yi görmeden tahran'dan ayrılmamanızı tavsiye ederiz.

Müzenin giriş kapısı bile kendi çapında bir tarihi eserdir.bu kapı, fransız mimar godard tarafından tasarlanmıştır ve sasani dönemi eyvanlarını hatırlatan yığma tuğla işçiliğiyle yapılmıştır.

Müzedeki tarih öncesi ve tarihi eserler birbirinden ayrılmadan bir arada sergilenmektedir. Bu durum, sizi şaşırtmasın.

Giriş katında pre-historik, akamenid ve sasani buluntular yer alır. Ikinci katta ise islami döneme ait eserler görülebilir.

Bu müzede en çok ilgi gören eserler arasında mö.11-16 yüzyıla ait sialk bölgesinden çıkartılmış bir toprak kabındaki şaşırtıcı "modern" desenler, aynı döneme ait olup azerbaycan ve hazar denizi bölgesinden bulunmuş terra cota (seramiküzerine işleme sanatı) işlenmiş hayvan figürleri, mö 8.yüzyıla ait loristan bronzlatı ve suşa'dan çıkartılmış ünlü hammurabi kanunlarının yazılı olduğu kil tabletler bulunur. ( bu tabletlerin orjinalleri paris'teki louvre müzesi'ndedir.)

 


Persepolis ve suşa'ya gidip tarihi yerleri görmek için yeterli vakti olmayanlar bu müzeyi görerek temel bir bilgi edinebilir. bu bölgelerden getirilmiş eserler arasında akamenid dönemine ait dekorasyonlar, mine kaplı tuğla paneller, öküz başı ile süslenmiş sütun başları, kraliyet sembollerinin üç dilde (eski farsça, babilce ve elamca) yazıldığı altın plaklar ve akamenid sasani dönemine ait bir çok mozayik, altın para ve mücevherler bulunur.

 

 


Müze'deki en değerli parçalar arsında  I.darius'un persepolisten getirilmiş paneli bulunur. Bu panelde I.darius, tahtında oturuyor, arkasında oğlu I.ardeşir vardır. Darius'un sağ elinde otoritesini gösteren bir asa ve sol elinde ise adaleti sembolize edenyeni açmış bir

Gülistan sarayı müzesi

 


Bu saray, aslında safevi döneminde yapılmıştır. Şah abbas safevi, binanın kuzey tarafına tehmasbi hisarnı, dört bağı ve çınarlığı yaptırmış, sonraları bu yapıların etrafına yüksek bir duvar çekilmiştir. Daha sonra kacarlar döneminde saray yeniden elden geçirilmiş, bundan sonra da kacar dönemi sarayları arasında sayılmıştır. Bazaar bölgesinden buraya yürüyerek ulaşabilirsiniz. Gülistan sarayının girişinde gezeceğiniz bölüme göre bilet almanız gerekir. Sarayın tamamı görmeye değerdir. Bu nedenle tüm biletleri satın alın.

Mermer taht salonu

 

: girişteki uzunlamasına yer alan havuzu geçtiğinizde tam karşınızda mermer yapılı taht salonunu göreceksiniz. Bu salon, bir duvarı olmayan bir şekilde yapılmıştır. Duvarın yerinde uzun ve ağır bir perde vardır.ziyaretçiler, bu perdenin altına girerek salonu görebiliyor. Mermer tahtı oluşturan sütunlarda 65adet insan figürü dikkati çekiyor. Bunlar yezd bölgesinden getirilmiş ve sarı kaymak taşından yapılmıştır
 
Kerim han'ın halveti
 
 

büyük mermer tahtım sağ tarafındaki köşeyi geçin, hemen solunuzdaki eyvan (platform) üzerinde bir başka mermer taht göreceksiniz. 1759 yılında yapılmış olan bu tahtın bulunduğu yerde önceleri küçük bir havuz varmış.kacar hanedanından nasirüddin şah'ın en sevdiği yer burasıymış. Tahtın bazı süslemeleri nasirüddin şah döneminden kalmadır.
     
 :Nigar hane
arayın sanat galerisi bölümü burada kacar dönemine ait çeşitli tablolar yer alıyor. Nasirüddin şah ve fetih ali şah gibi kralların tablolarında takılı olarak görülen taç ve takıların orjinallerin tahran mücevher müzesinde sergilenmektedir. Bu bölümdeki iki tabloda, bir azeri ve bir türk kadınının günlük giyisileri gösterilmiş.anadolu kadın giyim tarzının iran'daki ilginç bir yansıması
.
Havuz hane: bu bölümde yabancı kralların ve devlet büyüklerinin kacarlara gönderdikleri bazı hediyeler sergileniyor
.
Saltanat konağı: bahçedeki bu bina, hükümet konağı olarak yapılmıştı. Safevi dönemiin sonuna doğru tahran'daki safevi şahlarının ikamet yerleri olarak kullanılmaya başlanmıştır.bu binadaki çeşitli bölümleri görmek için giriş katında ayakkabılarınızı çıkatıp galoş giymeniz gerekiyor.üst kata çıkarken aynalarla süslenmiş ortam, bir saraya girdiğinizi haber veriyor.üst katta soldaki salon,inigilizce-farça karışımı imaret-i brilian (billur salonu) adındadır. Buradaki ayna işlemeleri iran'ın en yetenekli saatçıları tarafından yapılmıştır. Kesme ve kristal aynalarla elde edilen süslemeler ve ışık oyunları mükemmeldir. Salondaki büyük avizeler ve taban halıları da birinci sınıftır.
Yandaki salon, talar-e adj ismindedir. Fildişi salonu diye bilinen bu salon kraliyet ailesinin akşam yemeklerinin yedikleri yerdi.
 
Talar-selam
 
 

selam salonu, saraya gelen yabancı ziyaretçileri ağırlama yeri olarak kullanılmaktaydı. Nadir şah'ın hindistan'dan getirdiği ünlü "tavus kuşlu tah" bu salonda duruyordu. Nasiruddin şah zamanında bu salonda iran krallığının sahip olduğu değerli taşlar hazinesi de bu salonda duru ve gelen zğyaretçilere sergilenirdi. Bu mücevherler şimdi iran mücevher müzesinde sergilenmektedir.
Salonun içinde kırmızı halı dışına çıkmamak şartıyla dolaşabilirsiniz. Salonun tam karşısında kacar hanlarından nasiruddın şah'ın balmumu heykeli capcanlı bir şekilde duruyor.fotoğraf çekmek yasak, ama görevliye rica ederseniz bir tek poz için size izin verebiliyor.
 
 
Müze-ye makhsus:buradaki eski krallar döneminden kalan çok özel eşyalar sergileniyor.bunlar arasında şah ismail'in miğferi, nadir şah'n ok ve yayı, fetih ali şah'ın pazubendi, kacar dönemi mühürlei ve ağa muhammed han'ın tacı sayılabilir
 
Şems-ül imaret
 
 

gülistan sarayı'ndaki en yüksek yapı burasıdır.nasiruddin şah, avrupa'daki yüksek binaları taklit etmek için burada yüksek bir bina yapılmasını istemişti.şah, binanın en üstüne çıkarak tahran manzaraını seyretmekten zevk alırmış.
Yapı, 1685'te yapılmaya başlanıp iki sene içinde tamamlanmışçiçindeki çini işlemeleri, ahşap oyma işleriyle süslü pencereleri ve birinci sınıf mobilyaları ile zamanının en görkemli saraylarından birisi olmuş.
Talar-e almas adı türkçeye "elmas salonu" diye çevrilebilir. Salonun içindeki yna işlemeleri o kadar mükemmeldir kı burada hiç elmas bulunmadığı halde elmas  kadar değerli olduğu belirtilmek için bu isim koyulumştur. Buradaki vitray çalışmaları ve vitrayların yarattığı renk oyunları da çok güzel.
Kah-ı abeyaz: osmanlı sultanı abdülhamit, nasiruddin şah'a hediyeler göndermiş, bunlar o kadar fazlaymış ki özel bir koruma yeri yapılması gerekmiş. Bunu için bu bölüm inşa edilmiş.binanın dışı beyaz renkte olduğu için beyaz kale anlamındaki bu ismi vermişler. Burada çeşitli folklorik giyisiler, halılar sergileniyor.sarayın bu bölimi ziyarete her zaman açık değil.
Etnik müze: bu bölümde irandaki değişik etnik grupların hayat tarzları ve giyimlerini çeşitli heykellerle sergilenmiş durumda.

Ulusal mücevher müzesi 

Ferdovsi caddesi'ndeki bank melli'nin arkasında, alman elçiliği'nin yanındadır. Mücevher uzmanlarına göre dünyadaki en değerli mücevher kolleksiyonu buradadır. Müzedeki değerli taşların geçmişi yüzlerce yıl öncesine dayanır.her bir değerli parçanın hangi krala veya imparatora ait olduğu, uğrunda ne savaşlar verildiği gibi bilgiler mücevherlerin yanında gösterilmiştir.
Son safevi kralı sultan hüseyin zamanında iran'da afgan işgali yaşanmış ve kraliyet hazinesinin bir çok değerli parçasını işgalciler, hindistan'a götürülmüştür. Nadir şah afşar, 1738'daki hindistan seferi sırasında bu parçaların bir kısmını geri alabilmiştir. Bu seferinde hindistan'ı işgal etmemesi karşılığında kendisine büyük miktarda para ödenmiş; ayrıca isimleri derya-yı nûr (nur denizi) ve kuh-i nur (nur dağı) olan iki büyük elmas da dahil olmak üzere bir çok hediyeler sunulmuştur.
 
 
 
 
Nadir şahın tahtı
 

Burada sergilenen taht, nadir şah tahtı olarak bilinmesine rağmen nadir şah ile bir ilgisi yoktur. Tahtın, 1798-1834 yılları arasında yaşanan fetih ali şah dönemine ait olduğunu gösteren kanıtlar pek çoktur. Örneğin tahtın oturma yerinin etrafındaki yazıtta , tacın yapılmasında fetih ali şah'ın etkili olduğu sonucunu çıkartacak bilgiler vardır. Fetih ali şah'ın, bu tahtı krallığının ihtişamını hem yerli hem de yabancı misafirlerine göstermek için yaptırmış olmasi büyük bir olasılıktır. Bu amacı gerçekleştirmek için 12 ayrı panelde toplam 26.733 adet değerli taş kullanılmıştır. Bu taht, muhammed rıza pehlevi'nin taç giyme töreninde de kullanılmıştır.
Tavus kuşlu taht
 

(Güneş tahtı) bu taht, fetih ali şah zamanında isfehan valisinin denetiminde altın ve parça taşlar kullanılarak imal edilmiştir. Tahtın sırt dayanack bölümünde kullanılan güneş deseni nedeniyle "güneş tahtı" diye isimlendiren de vardır. Fetih ali şah, yeni evliliğini tavus tacoduleh isimli bir kadınla yapınca bu tahta "tavus tahtı" ismi verilmiştir. Bazı araştırmacılar bu tahtın hindistan'dan kaçırılmış olan ünlü tavus kuşlu taht olduğunu iddia etseler de gerçekte bu taht, orada sözü edilen orijinal taht değildir.
Tahtın üzerindeki yazıtlar mavi mine ile ve altın zemin üzerine işlenmiştir. Taht, 1981 yılına kadar gülistan sarayı'nda teşhir edilmiş, daha sonra 1997'de şimdiki ulusal mücevherler müzesi'nde sergilenmeye başlanmıştır.
Derya-yı nur
 

(Işığın denizi) elması: bu ünlü elmas, dünyanın en büyük pembe elmasıdır ve bu müze'deki en değerli parçalardan birisidir.ilk önce nadir şah'ın torunu şahruh mirza'ya miras kalmıştı. Daha sobra zend ve kacar hanedanına geçmiştir. Kacar krallarından nasreddin şah,bu elmasın kurus'un tacını süsleyen elmaslardan biri olduğuna inanırdı.
Bu elmas, 182 karat ağırlıktadır ve soluk pembe renklidir. Çerçevesinde 457 adet pırlanta ve 4 adet yakut bulunur.derya-yı nur elmasının aslında 242 karat ağırlığındaki daha büyük bir elmasın bir parçası olduğu ve bu taşın ikinci parçasının gene bu müzede bulunan başka bir taş olduğunu öne sürenler de vardır. Ünlü gezgin tavernier,  1642'da yaptığı doğu gezisinde bu tip bir elmasın varlığından söz etmişti
 
Elmaslı taç
Bu taç, rıza han ve şah rıza pehlevi tarafından kullanılmıştır. Altın ve gümüş kullanarak yapılmış, elmaslar, zümrütler,safirler ve inciler kullanılarak süslenmiştir.kumaşı ise kadifedir.tacın dört yanında elmaslardan yapılmış birer panel bulunur. Tacın yapısı sasani krallarının tasarımlarına benzer. tacın ön yüzünde bulunan güneş deseninin ortasında çok büyük bir sarı elmas bulunur.taçta kullanılan taşlar bunlardır : 
Elmas : 3.380 adet - 1.144 karat
Zümrüt : 5 adet - 199 karat
Safir : 2 adet- 19 karat
Inci : 368 adet - tam eşleştirilmiş
Tacın toplam ağırlığı 2.080 gram
Bu taç,kacar krallarının taç giyme törenlerinde kullanılmıştır. Son olarak pehlevi hanedanının kralları olan rıza han'ın 25 nisan 1926'daki ve rıza pehlevi'nin 26 ekim 1967'deki taç giyme törenlerinde kullanılmıştır.
 
 
 
 

Mücevher küre

bu kürenin işlenmesine 1869'da nasreddin şah döneminde başlandı. Ibrahim mesihi ismindeki bir taş ustasının yönetiminde bir grup iranlı taş ustası bu küreyi iran hazinesindeki parça taşları kullanarak yapmayap başlamıştır. Kürede kullanılan toplam altın miktarı 34 kilo ve değerli taş ağırlığı 3.656 gramdır. Kullanılan toplam taş miktarı 51.366 adettir.

Dünya haritasının değerli taşlarla çizildiğı bu kürede denizler zümrüt, karalar yakuy ile yapılmış. Güney doğu asya, iran, ingiltere ve fransa, elmaslarla işlenmiş, hindistan ise pastel renkli yakutla belirlenmiştir. Merkez ve orta afrika safir ile kaplanmış, ekvator çizgisi ve öteki coğrafi hatlar elmas ve yakutla çizilmiş durumdadır. Kürenin çapı 66cm,üzerine oturduğu kaide, ahşap uzerine altın kaplamadır ve değerli taşlarla kaplıdır.
 

Tabiat  Köprüsü
 

Tahran'ın kuzey kesiminde Abbas Abad Lands adlı bir bölgede bulunuyor; Bu, kütüphaneler ve müzeler gibi kültürel alanların yanı sıra halka açık parklara adanmış olan 559Ha bir alandır. Bu köprü, ana otoyollara bölünmüş olan iki park arasındaki yayaların erişimini artırma ihtiyacını gidermek için tasarlandı. Tabiat, Farsça olarak 'Doğa' anlamına gelir.
Köprü kentin ana otoyollarından biri olan Modarres Otoyolu'ndan geçmekte ve batısında Abo Atash Parkı'nı doğudaki Taleghani Park'ına bağlamaktadır. Amaç otoyoldan tamamen ayrı bir yaya yolu tasarlamaktı. 270 metre uzunluğundaki köprü İran'da bugüne kadar yapılmış en büyük yaya köprüsüdür.

Bu köprü tasarımı, Mayıs 2008'de başlayan iki aşamalı bir yarışmanın sonucudur. Kazanan tasarım, ertesi yılın ağustos ayında seçilmiş olup, Eylül 2009'da başlayan detaylı yapısal ve mimari tasarım ve Eylül 2010'da inşaat çalışmaları başlamıştır. Ekim 2014'te açıldı.
 Mimari konsept beş temel amaca dayanıyordu:
 Orijinal ana planda, bir parkın bir noktasını diğer parkın bir noktasına bağlamak fikriydi, fakat burada mimarın fikri her bir parkta insanlara köprüye götürecek çok sayıda yol yaratmaktı. Doğu tarafında, köprünün her iki katmanından ayrılan ve Taleghani Parkı içindeki diğer yollara bağlanan birden fazla yol vardır. Batıda Abo Atash Parkı'na bağlanan köprü 55 metre genişliğinde bir meydan oluşturuyor; parkın nerede bittiğini ve köprü nereden başlayacağını anlamayı zorlaştırıyor. Alt seviyede diğer tarafa benzer şekilde köprü parktaki baba noktalarına bağlayan başka yollar da vardır.
 
 
Milad kulesi
 
 
 
 
yapımı 10 yıl kadar süren bu anıtsal yapı, dünyanın en yüksek beşinci kulesidir. 120 metrelik anteniyle birlikte 435 metre yüksekliğe ulaşmaktadır. Kulenin en üstünde yer alan yerleşim bölümü 12 katlıdır. Burada gözlem bölümü, döner restoran, gökuüzü kubbesi ve televizyon yayını büroları bulunuyor. Kulede, tahran uluslararası ticaret merkezi'nin bir parçası olarak da kullanılacak alanlar ve 500 yataklı bır de otel var. Kule girişinde cafe, eğlence merkezı ve fuar alanı da bulunuyor. Kulenin üst katına çıkış ücreti olarak 9 bin tümen. Üst kattan görülen şehir manzarası ise müthiş. Burada bütün tahranı uçak penceresinden seyrediyormuşsunuz gibi bir görüntü ile karşılaşacaksınız. Kulenin en üstündekı restoran bölümüne çıkış için 12 bin tümen ödemek gerekiyor. Bu restoran bulunduğu yerde dönüyor.restorandakiaçık büfe yemekleri kaliteli,fiyatı da ucuz.

Niavaran Sarayı Kompleksi
 
 
 
 
 
 
Niavaran Sarayı Kompleksi, Tahran'ın kuzeyi, İran'da 9000 metrekarelik alanda bulunmaktadır. Birkaç bina ve bir müzeden oluşur. Kacar hanedanının Nasır el-Din Şah döneminden Sahebqaraniyeh Sarayı da bu kompleksin içindedir. 1968 yılında tamamlanan Niavaran Sarayı, İran Devrime kadar son Şah, Muhammed Reza Pehlevi ve İmparatorluk ailesinin birincil ikametgahıydı. Ana saray, İranlı mimar Mohsen Foroughi tarafından 1337'de (1958) tasarlanmış ve inşaatında kısa bir süre sonra 1346 AH'de (1967) tamamlanmış ve 1347 AH'de (1968) kullanılmıştır.
 Halen, beş müzelere (Niavaran Sarayı Müzesi, Ahmad Şahi Köşkü, Sahebqaraniyeh Sarayı, Jahan Nama müzesi ve özel kütüphane) ve diğer kültürel, tarihi ve doğal cazibe merkezlerinden oluşan Blue Hall, Özel Sinema, Jahan Nama Galerisi ve Niavaran Bahçesi.


Niavarān Sarayı Kompleksi, Nasır el-Din Şah'ın yazlık ikametgahı olarak kullandığı Tahran Niavaralı bir bahçenin kökenini izler. Bu bahçede Nasır el-Din Şah'ın yaptırdığı saray, aslında Niavarān Sarayı olarak anılmaktadır ve daha sonra Sahebqaraniyeh Sarayı olarak değiştirilmiştir. Muhammed Reza Pehlevi saltanatı süresince Ahmed-Şahi Köşkü (veya Kuşk-e Ahmed-Şahi) haricinde Sahebqraniyye Sarayı'nın çevresindeki binalar yıkıldı ve günümüz Niavarān Sarayı binaları ve yapıları yıkıldı Kompleks, Sahebqaraniyeh Sarayı'nın kuzeyinde inşa edilmiştir. Bu dönemde Ahmed-Şahi Pavyonu, dünya liderlerinin hediyelerinin İran'a sergi alanı olarak hizmet etti.
 
 
 
 


 
 
Sarayın dörtlü tasarımı ve iç arkeolojik tasarımı, modern teknolojiyi kullanırken İran arkeolojisinden esinlenmiştir. Süslemeleri, İslam öncesi ve sonrası sanattan esinlenilmiştir. Alçı işi Usta Abdollahi tarafından gerçekleştirilmiş olup, Usta Ali Asghar'ın aynası, ustalık İbrahim Kazempour ve İlia'nın dış kısmının taş işidir. Binanın zemini siyah taşlarla kaplıdır ve alüminyum sürgülü bir çatısı vardır. Sarayın iç dekorasyonu ve mobilyaları bir Fransız grubu tarafından tasarlanmış ve uygulanmıştır. Binanın zemin katında, özel sinema, yemek odası, misafir odası, bekleme odası ve yanal salonların yanı sıra Mavi Salon da dahil olmak üzere tüm odaların bulunduğu büyük bir salon bulunmaktadır.

Bu binanın yarısında, büro, konferans salonu, Farah Diba'nın sekreteri, Leila'nın yatak odası ve bekçi odası. Merdivenlerde Muhammed-Reza'nın askeri üniformaları ve resmi takım elbiseleri ile madalyaları tutulan bir oda var.

Üçüncü katta, Pehlevi'nin dinlenme yeri, çocukları ve emanetçileri odaları bulunmaktadır. Bu yerler, değerli tablolar, halılar ve farklı ülkelerden gelen hediyelerle süslenmiştir.

Sa'dabad sarayı müzesi
 


Genel ismi sa'dabad kültürel kompleksi'dir.velenjak'dan kolakçay bölgesine kadar uzanan 410 hektar büyüklüğünde bir araziye yayılmıştır ve bu arazide toplam olarak 18 değişik müze bulunur.bu müzelerin bir kısmı inkılabı anlatan halk müzeleri şekline dönüştürülmüş durumdadır. Sarayda bulunan yedi farklı müzede şah döneminden kalan çeşitli eserler sergilenmektedir.
Sa'dabad sarayı bölgesinde ingilizce yazılarla yön gösteren okları izleerek rahatça gezebilirsiniz. Saraylar birbirinden uazktır, bahçede çalışan ücretsiz minibüslere binerek dolaşmanızı tavsiye ederiz.açılış ve kapanış saatleri birbirinden farklı olan sarayları gezerken bu konuya dikkat etmenizi öneririm.
Saraydaki müzelerin tamamında fotoğraf çekimi yasaktır.her bir sarayın giriş bileti sadece ana giriş kapısında satılır. Sarayların hepsinin biletini almak isterseniz 30 bin tümen kadar bir ücret ödemelisiniz.
 
 
 
 

Etnolojik araştırmalar müzesi:son şah'ın kardeşi mahmud reza'nınözel mekanıyken islam devriminden sonra 1984'te müzeye dönüştürülmüştür. İki katlı olan bu binada değişik belgeler ve geleneksel el sanatları sergileniyor.ayrıca binanın bodrum katı arşiv ve işlik olarak kullanılıyor.
Güzel sanatlar müzesi:eskiden "siyah saray" olarak bilinirdi ve o dönemde imparatorluğun adalet bakanlığı tarafında kullanılırdı. Üç katlı bu müzede şimdi 16.yüzyıla kadar geçmiş tarihlere ait, iranlı ve yabancı ressamların çok ilginç ve eşsiz tabloları sergilenmektedir.
Yeşil saray müzesi
 
 
 
 

1925'de son şah'ın babası rıza şah tarafından doğal bir platformun üzerine yapılmıştır. Arazisi 137 dönüm civarındadır. Mimari ve estetik yönden buradaki sarayların içinde en çokilgi çekenidir. Sergilenen eserler arasında çok değerli iran halıları, yabancı yapım mobilyalar, porselen yemek takımları ve avizeler vardır. Sarayın iç duvarları tamamen ahşapla kaplıdır ve bu ahşaplar oyma, mine kaplama ve kakma sanatı ile işlenmiştir.dıi duvarlar işlemeli mermer kaplıdır.
Millet sarayı  müzesi: günümüzde millet sarayı (halkın sarayı) diye bilinen bu bölümün daha önceki ismi beyaz saray'dı. Rıza şah, burayı imparatorluk sarayı olarak yaptırmış ama estetik güzelliği nedeniyle kendi evi haline çevirmişti.saray, 1982 yılında müzeye dönüştürülmüştür.sergilenen ürünler arasında nadide iran halıları, mobilyalar ve çeşitli silahlar yer alır.
Sarayın girişindeki bahçede bulunan devasa şah heykeli, devrim sırsaında sökülmüş ve geriye taştan yapılma dev boyutlarda iki ayakkabı kalmıştır. Bahçede mitolojik bir kahraman olan okçu arash'ın bir heykeli görülür. Hikayeye göre iran'lılar ile turan'lılar (tirkler) arasında savaş çok uzamıştı.aradki sınırı belirlemek için arash'tan bir ok atmasını istemişler. Okçu, daha uzağa tamak için yayını öyle bir germiş ki, buna dayanamayan vücudu parçalanmış.
Millet sarayı, 54 odalıdır. İkinci kattaki törensel akşam yemeği salonunda bulunan 145 metrekarelik yuvarlak halı, erdebil şehrinde, şeyh safiyuddin erdebili'nin türbesindeki halıdan kopyalanmıştır ve türünün en büyüklerindendir. Giriş katındaki tören salonunda bulunan 243 meterkarelik halı ise hiç kuşjusuz en büyük iran halısıdır.
Sa'dabad sarayı kapsamında yer alan askeri müze'yi daha ilginç bulabilirsiniz. Aslında şah'ın kuzenı şahram'a ait olan bu yapıda sergilenen el yapımı silahlar arasında saddam hüseyin'in 1979'da şah'a hediye ettiği bir tabanca da var.
Şah'ın annesine ait olan ikinci bir saray olan annenin sarayı, sanki şah'ın izlediği yaşantıyı halkın görüp ibret alması için yapılmış gibidir. Müze yönetimi "kumar salonu"nu eski fotoğraflarla süslü ve oyun kağıtları ile olduğu gibi dokunulmadan sergilemektedir.
 
Tahran'ın Halı Müzesi

İran'ın kültürel zenginliğinin en önemli simgesi olan halılar Tahran'da bir müzede sergileniyor. İlmek ilmek hikâyelerin işlendiği 5 asırlık halıların desenleri göz kamaştırıyor.
İran'ın başşehrinde bulunan Halı Müzesi'nde İran halılarının seçkin örneklerini görmek mümkün. Dünyanın en eski kültürlerinden birine sahip olan İran'ın kültürel zenginliği yüzyıllardır farklı desenli halılarda hayat buluyor. Özellikle son dönemlerde halı sanatını millî bir kültüre dönüştüren İranlılar, Tahran’da 1977'de açılan halı müzesi ile sanatlarını dünyanın dört bir yanından ülkeye gelenlerle buluşturuyor.

Müzede sergilenen ve ilmek ilmek işlenen motiflerin nakşedildiği halılar bir tablo edâsıyla ziyaretçilerini karşılıyor. Müze görevlisi Melike Mahmudî “burada sergilenen halıların yaşı 50 ile 500 yıl arasında değişiyor. Bu bina da halı müzesi için tasarlandı. Mimarisi de birçok şey anlatıyor. Binanın dışarısı aşiretlerin çadırlarına veya halı dokuma tezgâhına benziyor. Müze içerisinde ise iki salon mevcut, birisi halıların sergilendiği ve sürekli açık olan kısım, diğeri de zaman zaman fuarlar için açılan kısım” diye bilgi veriyor.


Müzedeki halılar imal edildikleri bölgeye göre sıralanıyor: Azerbaycan, İsfahan, Kaşan ve Horasan’dan gelen halıların yanı sıra Kirman halıları da müzede mühim yer tutuyor. Bugün moda olan kabartmalı halıları, 19. asrın İran'ında görmek mümkün...
Müzedeki halıların her birinin ayrı bir hikâyesi var. Bunlardan biri de Leyla ile Mecnun'un hikâyesinin dokunduğu halıdır. Tahran'daki müzenin en eski halısı ise 500 yıllık bir tarihe sahiptir.

İran'a gelen turistlerin büyük alaka gösterdiği müzede bir de kütüphane bulunuyor. Kütüphanede Farsça, Arapça, Fransızca, İngilizce ve Almanca’dan oluşan yaklaşık 3.500 kitap yer alıyor.  
Tehran büyük çarşı
 
 
İran mimarisinden izler taşıyan ve tarihî dokusunu hâlâ koruyan Tahran Kapalı Çarşısı, rengârenk dükkânları ile şehrin sosyal hayatının önemli bir parçası olmaya devam ediyor.
İran mimarisinin nadide örneklerinden olan çarşı, tuğla duvarları, motifleri ve İran tarihini anlatan figürleri ile benzersiz bir mimarî dokuya sahiptir. Birbirine geçen uzun caddelerden oluşan çarşının koridorlarının birleştiği noktalarda büyük kubbeler yer almaktadır.
Kubbelerdeki naif süslemeler yenileme çalışmaları ile maalesef yerini modern mimariye bırakırken, son zamanlarda bakımsızlıkla mücadele eden tarihî çarşının hemen her yerinde göze çarpan kablolar çarşının tarihi dokusuna gölge düşürüyor.
Çarşıda Tebrizli Azeriler'in işlettiği İran halıları satılan dükkânlar, daha çok yabancı turistlerin ilgisini çekerken, halılar dünyaya da bu mağazalardan taşınmaktadır. Çarşıda çoğunlukla Tebriz bölgesinde üretilen ipek halılar satılmakta... Üretimi Tebriz'de yapılan halılar, Moskova ve Sen Petersburg'da müşterisi olan şirketler aracılığı ile ihraç ediliyor.
Bakırdan yapılan süs eşyaları ve avizeler de kapalı çarşının en renkli unsurlarından biri.
Genç kızların da çeyiz alışverişleri için tercih ettikleri kapalı çarşıda nevresimler, porselen mutfak eşyaları ve havlular dışarıdaki fiyatlara göre çarşıda daha ucuza satılmakta. İranlılar için bu çarşı, alışveriş yapmanın dışında daha başka anlamlar da taşıyor. Sosyal faaliyetlerin oldukça kısıtlı olduğu Tahran'da, büyük pazarı gezmek de toplumsal bir aktivite olarak görülüyor
 
 
 
 
TEBRİZ
 
 
Ulaşım
Tebriz'e ulaştığınız ilk yer, otobüs termınali ise, kişi başı 1.000 tümen ödeyerek dolmüş taksiyebinin ve şehir merkezindeki Caha Rah-e Şehnaz' (Cahar : Dört, Rah : Yol) gidin.
Tebriz'e trenle ulaştıysanız is tasyon (Farsça : Rah Ahen )  çıkışında gene dolmüş taksilerden birine binerek Cahar Rah-e Şehnaz'daki şehir merkezine gidin.
Tarih
Tebriz'in tarihsel geçmişine ait görüşler tartışmalıdır.Kimi tarihçiler, milattan öncesine kadar giden bir geçmişten sözederken diğerleri Tebriz'in parlak döneminin iran'a islamın gelişiyle başladığını söyler. Ancak arkeolojik kazılara göre Tebriz'in beş bin yıllık bir geçmişi olduğu kanıtlanmıştır.
Arap güçlerinin Tabriz'i işgali, 642 yılına rastlar. Moğol işgali sırasında tahrip edilmeyen birkaç şehirden biri olaran Tebriz, şanslıdır. Safeviler devrinde Tebriz, bir süre için iran'in başkenti bile olmuştur. Arg-e Tebriz isimli Tebriz kalesi bu dönemden günümüze kadar kalabilmiş eserler arasındadır. Daha sonra Şah Tahmasb döneminde başkentlik görevi Kazvin şehrine verilmiştir. Bunda Osmanlı saldırılarından uzaklaşma isteğinin etken olduğu kesindir.
Tabriz'deki birçok tarihi eser, çeşitli dönemlerde yaşanan depremlar yüzünden yıkılmış ve kaybolmuştur. Safevilerden  sonra gelen kacarlar döneminde Tebriz gene başşehir olmuştur. Bu dönemde sürekli olarak Osmanlı ve Rus ordularının akınlaryla karşılaşan şahir, 20. Yüzılın başlarında uzun bir süre Rus işgali altında kalmıştır. Bu dönemden kalan en önemli miras, Azerbaycan sınırına kadar uzanan demiryolu hattı olmuştur.Son yüzyılda Tebriz'in iran tarihindeki rolü büyük oldu.1906'da "Anayasal Hareketlenme" diye bilinen siyasi olaylar sırasında Tabriz, merkez durumundaydı. 1950'de petrolün millileştirilmesi çalışmalarında ve 1978'den itibaren yaşanan islam Devrimi sırasında da Tebriz, hep önemli bir merkez olmüştur.
Çok sayında ünlü şairler yetiştirmesiyle tanınan Tebriz, dünyada şairleri için özel olarak yapılmış bir "Şairler Mezarlığı"na sahıp olan tek şehirdir.
Tebriz'in yetiştirdiği ünlü şairler arasında Saib Tabrizi, Ohadi Maraghani, seikh Mahmood Shabistani sayılabilir. Son dönemde yaşamış olan en ünlü şair ise hiç kuşkusuz Şehriyar'dır. Bu şairin asıl ismi: Seyyid Muhammed Hüseyin Behçet Tebrizi'dir. Şehriar'ın en tanınmış eseri olan "Heydar Baba" şiiri, Tebrizlilerin dillerinden düşürmediği bir şiirdir. Bu şiirden bir bölümü kitabımızın "irandaki Etnik Gruplar" bölümünde Azeriler başlığı altında bulabilirsiniz.
Günümüzde Tebriz
Şehrin eski geleneğinde hemen bütün evler konak yapısındaydı, mutlaka bahçeli, meyve ağaçlı ve havuzlu olurdu. Günümüzde bu konaklardan  
 
 
 
(Kapalı Çarşı (Bazaar
 
 
İstanbul'daki kapalıçarşının çok daha egzotik, daha yerel ve daha kalabalık bir şekli olan Tebriz'deki kapalıçarşı İran'daki benzerlerinden çok farklı değildir. Ama İran'a karayoluyla yeni gelenlerin karşılaşacağı ilk kapalı çarşı bakımından onlara çok mistik, heyecan verici ve egzotik gelecektir.
Bu çarşının labirent gibi yollarında kaybolun, önünüze çıkan herhangi bir sokağa sapıp gezin. Yorulduğunzda mutlaka bir çayhaneye rastlayacaksınız. Burada bir bardak İran çayı içerek dinlenin.Bu sırada, etrafınızdaki kişilerle Türkçe olarak sohbet edebilirsiniz.
Pazar, tahminen bin yıllıktır. Günümüzdeki halini 15. Yüzyıldan beri koruduğu söyleniyor. Bazarın iç yollarının 3.5 kilometre uzunluğunda olduğunu, içinde 7350 dükkan ve 24 kervansaray bulunduğunu söylersek büyüklüğünü biraz daha iyi anlatmış oluruz.
Bütün çarşı genel olarak beş bölüme ayrımıştır. Bunlar: halıcılar, baharatçılar, kuyumcular, ayakkabıcılar ve genel ev malzemeleri bölümleridir. Pazar'ın bir bölümü Tebriz'in ortasından greçen "Kuru Çay" isimli nehrin öteki yakasına geçmiş durumdadır. Burada da bakırcılar ve çeşitli gıda maddeleri (peynirciler, hurmacılar, balcılar, helvackılar ve tereyağcılar) bulunur.
Pazarın içinde yer alan özel bir bölüm olan "Timçe Bazar" daha iyi korunmyş dekoru ile sizi eski zamanlara götürebilir.
 
 
 
İlgölü
 
 
Tebriz'de, şehrin yoğun trafiğinden biraz uzaklaşıp dinlenmek için gidilecek en uygun yer, İlgölü'dür. Burası geniş bir havuzun etrafındaki bir park alanıdır. Tebrizlilerin geceleri çok rağbet ettiği bu yerde bulunan büyük havuzun ortasındaki lüks restoran, Kacar döneminin saraylarından birisidir ve restore edilerek kullanılmaya başlanmıştır
 
(Mescid-i Kabud (Mavi Cami
 
1465'tebriz da yapılmış olan Mavi Cami (Mescid-i Kabud) geçirdiği birçok depremden sonra harabe haline gelmişti. Ancak son zamanlarda iyi bir şekilde restore edilmiştir. Caminin içindeki ve dışındakı çiniler güzalliğini hala korumakta ve bu camiye "İslam'ın Turkuvazı" adının verilmesini haklı çıkartmaktadır. Caminin duvarlanna "Allah" adı, mavi çinilerle Arap harfleriyle yazılmış ve bu yazı çeşitli şekillerde tekrarlanmıştırç Bunların 1001 tane olduğu söylenir.
Camiye 17 merre yüksekliğindeki büyük bir giriliyor.Daha sonra geniş bir alan sunan ana yapıyı göre ters tarafta bulunan küçük odayı, görmeden geçmeyin. Burası, Karakoyunlu Şahları'nın alt bölümleri mermer, üst kısımları ise altın ve lapis taşlarıyla işlenmişti.
Karakoyunlulardan Cihan Şahın türbesi birkaç basamakla inilen mahzen gibi bir yerdedir.
Mescid'in bahçesi "Khagani Bahçesi" diye bilinir. Burda 12. yuzyılda yaşamış olan ünlü Azeri şairi Afzaladdin BedelKhagabi'nin bir heykeli var

Azerbaycan Müzesi
 
 
 
Müze, Mescid-i Kabud'un hemen yanındadır. Ahşap giriş kapısıyla ve bahçesindeki iki tane taştan koyun heykeliyle dikkatinizi çekecektir.
Müze, 1957'de hizmete açılmış ve 1962'da yenilenmiştir. Müzedeki eserler arasında bulunan Hasanlu Bölgesi'nden getirilmiş iki iskeletler yüz yüze yatırılmış durumda bulunduğu için "aşıklar" ismini vermişler.
Müzede ayrıca Sasani döneminden kalma gümüş işleri, Akamenid döneminden kalan su kapları, küçük Loristan bronzları ve Nişabur'dan gelme bazı toprak kaplar gibi eserler sergilenmektedir. 
Müzede bulunan etnolojik eserler bölümünde, bölgede yaşayan çeşitli göçebelerin ve kabilelerin giysilerinden ve eşyalarından örnekler vardır. "Anayasal Devrim" bölümünde ise Tebriz'in yakın tarihine ait siyasi olaylardan fotoğraflar ve belgeler görülebilir.
Müzenin alt katında bulunan modern sanatlar bölümündeki metal malzeme ile yapılmış olan heykeller de ilginç
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Kendovan
 
 
 
Tebriz'in 65 kilometre kadar dışındaki bu yeri, Tebriz şehir içi sayfalarına aldık. Burası bizdeki Kapadokyanın küçük bir modeli gibi olan ilginç bir köydür. Kendovan isminin Türkçedeki "Gündoğan" olduğunu söyleyen de var, Gend = şeker ve kovan = Bal kovanı anlamına geldiğini söyleyen de var.
Kendovan'a ulaşmak için Felestin Sokağı'ndan Osku yönüne hareket eden minibüslere binmelisiniz.
 
Osku'dan sonra köy dolmuşlarıyla Kendovan 15 kilometre kadar uzaklıkta kalıyor. Burada konaklamak için köy evlerini araştırın. Evini size açacak birileri mutlaka olacaktır. Tebriz'den taksi tutarak kendovan'a gitmek, taksiyi orada bekletip aynı taksiyle dönmek isterseniz bu gezi için 40 bin tümen kadar bir ücret ödemeniz gerekebilir.
Kendovan, özellikle Cuma günleri yoğun bir yerli turist akınına uğrar. Serinletici derenin başinda Tebrizliler piknik yapar, her yerde Chelo Kebaplar pişirilir. Yoğurt ve süt ürünleri satan dükkanlarda gerçekten organik ürünler bulunur. Kendovan, ayrıca doğal petekten yapılma bal üretimiyle de ünlüdür. Buradan alacağınız doğal petekli balları Türkiye'de kime tattırsanız
hayran kalacaktır
 
.
Kendovanda konaklamak isterseniz ev pansiyonculuğu yapanlardan birisini seçmelisiniz. Size sunacakları odalarda genellikle hiç mobilya yoktur
 
 
 
 
 
 
Arg-e Tabriz

Tebriz'deki en önemli tarihi eser Tebriz Kalesi'dir. Bu kale, tamamı tuğla ile örülerek aslen, 500 yıl kadar önce yıkılmışolan bir caminin yerine yapılmıştır. Kalenin bir adı da eski caminin adına gönderme yapılarak Mescidi-i Alişah'tır. Kalenin yüksek surları bir zamanlar idam cezalarının infazı için kullanılırmış 
Babak kalesi

Babek Ayaklanması, Hurremiler Hareketi'nin önderliğini yapan Babek Hurremi komutanlığında Azerbaycan'da Halife Mu'tasım zamanında Abbasiler Halifeliği yönetimine karşı 816-838 yılları arasında 22 yıl boyunca sürdürülen ayaklanma. == Karargah merkezi "Bezz Kalesi" == Karargahı "Bezz Kalesi" olan Hurremdin’iyye Hareketi İsyanı’nda Halife Mu'tasım
Mutasım (d. 794 - ö. 5 Ocak 842), sekizinci Abbasi halifesi. Tümünü oku (yeni pencerede açılır)
’ın altı ünlü komutanı Babek Hurremi tarafından mağlup edilmiş ve bölece "Babek Harekatı" Abbasiler açısından dönemin en korkulu isyanına dönüşmüştü. Halife Mu'tasım bu isyanı bastırmak için son çare olarak Abbasi ordusunun başına bir Türk generali olan Afşın Haydar bin Kavus’u atamak zorunda kalmıştı. General Afşın, Türk
Türk kelimesinin aslı "türümek" fiilinden gelmektedir. Bu fiilden türetilmiş, kişi ve insan anlamında "türük" ve nihayet hece düşmesiyle "Türk" kelimesi ortaya çıkmıştır. Nitekim Anadolu'da bir kısım göçebeler de yürümekten "yürük" adını almışlardır.Tümünü oku (yeni pencerede açılır)
 köle askerlerinden müteşekkil olan bu yeni ordu ile isyancıların üzerine yürüdü.. === Bezz Kalesi’nin Abbasiler tarafından fethi === Hurremiler’in karargahı "Bezz Kalesi" Hicri 20 Ramazan 222 / M. 26 Ağustos 837 tarihinde General Afşın Haydar bin Kavus tarafından alındı. tarihinde Halife Mu'tasım’ın huzurunda işkence ile i'dam edildi. Ayaklanma tam olarak sonuca ulaşmasa da, Abbasiler Halifeliği'nin parçalanmasını hızlandırdı
.
Meşrutiyet Binası
 
 
Meşrutiyet ilanı sırasında lider, aktivist, ve sempatizanların olan bir mezarlığa defin yapılırken, edebiyatçıların ve şairlerin isimleri kayıt altına alınmaya başlanmış. Zamanla buraya çok sayıda şairin cenazesi gömülmüş, ünlü şairlerin mezarlarının da katılımıyla burası Şairler Mezarlığı'na dönüşmüş. Günümüzde burada 500 kadar şairin gömülü olduğu söyleniyor. Buradaki mezarların en ünlüsü Tebriz'in yetiştirdiği büyük şair olan Şehriyar'dır
Eski Belediye Binası
 
 havadan bakıldığında bir kartalı andırdığı söylenmektedirTebriz'in sembol binalarından biridir. Mimarı bir Aimandır. Üç cepheli olan yapıya 
 
(Aynalı Dağı (Eynali dağı
 
Tebriz'in sırtını yasladığı bu dağa kolay ulaşım için bir teleferik yapılmış. Dağın tepesinden bakıldığında tüm Tebrizin manzarası görülüyor. Tepedeki restoran da güzel.
Dağa teleferikle değil de araçla veya yürüyerek çıkılırsa daha alt seviyede olan ikinci bir tepeye ulaşılıyor.
Burada iki din adamına ait olan bir türbe var. Bu yapının aslında Zerdüşt inancına ait olduğu ve islam dini yayılırken yıkılmaktan kurtulmak için türbe denildiği söyleniyor. Türbedeki tepeden sonra teleferikle çıkılan tepeye yürüyerek ulaşılamıyor.
Tebrizliler haftasonları dağda yürüyüş yapmak için zirveye kadar çıkıyorlar. Kış aylarında burası bir kayak merkezine dönüşüor.
Lale Park : Tebriz'in Türkiye sınırına yakın ve bir Türk şehri olması sayesinde bölgesinde otoban karşısında modern bir AVM kurmuşlar. Pek çok Türk ve yabancı giyim markaların mağazalarının ve bir süper marketin bulunduğu Lale Parkın üst katında Anadolu Mutfağının hemen bütün örnekleri sunulmakta
 
 
İsfehan
 
Tarih
İran'ın önemli tarihi eserlerinin bulunduğu bir şehirdir. İsfehan'ın önemini belirtmek için 16.yüzyılda çıkarılmış madeni paraların üzerinde bulunan "isfehan dünyanın yarısıdrı." (esfahan nısf-e jahan) deyimi boşuna söylenmemiştir.
 İsfahan sasaniler döneminde oldukça önemli bir yerleşim yeriydi, 7.yüzyılda arapların eline geçti ve bölgenin merkezi oldu. 11.yüzyılda selçukluların işgali sonucu imparatorluğun merkezi oldu. 1241 yılında ise moğol orduları isfehan'ıişgal etti.daha sonra timur'un orduları da isfehan'a saldırdı, 1388'de isfehan'ı ele geçirince şehirde büyük bir katliam yaşandı.
İsfehan, en parlak dönemini 15.yüzyılda yaşamıştır. Bu dönemde safevi hükümdarı şah abbas, ülkeyi moğollardan temizlemiş, iran'ın yarsından fazlasını elinde tutan osmanlı'ları da tebriz'kadar uzaklaştırmıştır. Böylece ülkede birlik ve barışı hakim kılan ؛ah abbas, isfehan'ı ba؛kent yapıp mimari geli؛ime ِnem vermi؛ ve günümüze kadar ula؛an ِnemli eserlerin yaratılmasını sağlamı؛ır.
15.yüzyılda 600 bin kişilik nüfusuyla isfehan,dünyanın en büyük şehirleinden biriydi. Bu yükseliş dönemi, 100 yıldan fazla sürmüş ve afganlıların iran'ı işgaliyle sona ermiştir. Başkent, önce şiraz' daha sonra da tahran'a taşınmıştır. 19.yüzyılda rus işgalcileri, isfehan'a kadar ulaşmış ve 1916 yılında şehir, rusların eline geçmiştir.

Yerle
İsfehan'daki ana yol olan char bagh (dört bağ)caddesi şehri kuzeyden güneye bölen uzun bir caddedir. Şehrin içinden geçen zayende rud nehri, şehrin havasını yumuşatır ve isfehana romantik bir güzellik katar. Bu nehir aslında zerd kuh-i bahtiyari dağları'ndan doğar, bitkaç tünel ve sulama sisteminden geçerek isfehan'a ulaşır. Uzuluğu 360 kilometredir. Bölgeye getirdiği olumlu etkisiyle tarım, bahçecilik ve meyve yetiştiriliciğinin en temel ihtiyacı olan taze ve kaliteli suyu sağlar.
İsfehan'ın verimli topraklarında yetişen ürünler arasında kavun, elma ve nar en başta gelir. Ayrıca badem ve kiraz da isfehan'ın vazgeçilmezleri arasındadır. İsfehan'a özel bir tatlı olan ve antep fıstığı parçaları,un ve limon suyu ile yapılan bir tür koz helva olan "gez" de isfehan'ın spesiyallerindendir.

İsfehan'da bulunan birçok tarihi eserde kullanılan çinilerdeki mavi rengin tonu; iranın kuru, sıcak iklimi ve kirli  renkleri ile uyum içersindedir. Şehrin sadece mimari yapısı değil ; sakin, huzurlu atmosferi ve ılıman iklimi de sizi olumlu etkileyecektir.
Bu ؛ehir, tamamiyle bir yürüyü؛ alanı gibidir; pazarda dola؛ırken kaybolup gidebilir, çok güzel düzenlenmi؛ bahçelerde yorgunluğunuzu atabilir ve belki de bir kaç isfeahnlı entellektüel  gençle kar؛ıla؛ıp fikir alı؛veri؛inde bulunabilirsiniz.
İsfehan, size gerçek iran kültür ve sanatının hangi duyarlı ve estetik noktalara erişmiş olduğunu, tarihi eserleriyle iddiasız, gürültüsüz bir biçimde gösterecektir. Burada devrim ateşinin ve politik tartışmaların gerilimi yerine; sadece mistik ve sakin bir sanatsal duyarlılık vardır
 

 
 
Chahar bagh caddesi
 
 
 
1597 yılında I.şah abbas zamanında yapılmıştır.caddenin iki yanında safevilerin kraliyet sarayları yer alırdı. Bunlar abbas abad, cihan nüma,sitare, nastaran isimli binalardı. Günümüzde bu binaların yerinde modern alışveriş merkezleri yükselmiş durumda, geriye sadece şah süleyman dönemi yapısı olan heşt beheşt sarayı kalmış.bütün bunlara rağmen chahar bagh cadeesi eski güzelliğini koruyor.
Caddenin uzunluğu 5.km geni؛liği ise 47 metre kadardır. Caddenin iki ؛eridinin ortasında süvarilerin ve kervanların geçmesi için bir yolun  ve bunun iki yanında yayalar için yürüme yollarının  bulunduğuna dikkat edin. Dünyanın ba؛ka yerinde bِyle bir ؛ey var mıdır, bilmiyoruz; ama yaya haklarını koruduğu ve arabası olmayanları da düşünüyor olduğu kesin. Chahar bagh caddesi, halk arasındaki kullanımına göre üç bölüme ayrılabilir.
1.chahar bagh-e bala : (yukarı dört bağ) azadi meydanından (dervaze shiraz-şiraz kapısı)  si-o se pole kadar (al-lahverdıan köprüsü) uzanan bölüm 2.2 kilometre.
2.chahar bagh-e abbasi: sio-se pol ( allahverdi han köprüsü)nden imam hüseyin meydanı'nda ( derwaze dowlat- devlet kapısı) kadar uzanan bölüm 1.4 km.
3. chahar bagh-e pa'in : imam hüseyin meydanı'ndan şüheda meydanı'na kadar olan bölüm.
İsminin " dört bağ" anlamına geldiğini söylediğimiz bu caddede her evin iki bahçesi bulunurdu. Yan yana geldiğinde dörder bahçe gibi görünen  bu caddeye bu nedenle "dört bağ caddesi" ismi verilmiş. Bahçelerin büyüklüğünün 4-8 dönüm kadar olduğunu, bahöe sınırlarında sıra sıra ağaçların dikili olduğunu, zayende rud nehrinin sulama kannalrıyla sulandığını, kimi yrlerde küçük havuzların bulunduğunu düşünürseniz buranın gerçekten dünyanın yarısı benzetmesini hak ettiğini siz de kabul edersiniz
 
 
 
 
Chehel sutun (kırk sütun) sarayı
 
 
İsfehan'daki saraylar, sasanilerin ve moğolların büyük ve gösterişli saraylarının yanında alçak gönüllü kalır.chehel sütun sarayı da bunlardan biridir. Chehel sütun ikinci şah abbas tarafından 1650 yılında, 6.5 dönüm arazi üzerinde yapılmıştır. Basit ve iddiasız görünümünü kanıtlamak istercesine sütunlar üzerindeki çatı, küçük bir kubbeden ibaret bırakılmıştır. Kraliyet sarayı ile birleşik olarak düşünülürse bu saray, ayna kaplı sütunları, tablolarla süslü panelleri ve sarkıtlarıyla sadece bir giriş kapısı gibi kalıştır.
"kırk sütun" diye adlandırılan isminin çok bilinen hikayesine göre: sarayda aslında 18 tane olan sütunların, havuzdaki yansımaları da hesaba katılmış ve farsça'da "kırk" anlamındaki chehel sutun - kırk sütun ismi kullanılmıştır.
Sarayın içindeki büyük salonun duvarlarına işlenmiş altı büyük boy tablo, dikkatinizi çekecektir.
 
 
Bu tablolarda anlatılanlar yanda görülmektedir.
Binanın içini gezdikten sonra etrafını dolanın, dış cephenin yan ve arka duvarlarında büyük boyda tablolar sizleri bekliyor. Bu tablolar dönemin batılı ressamları tarafından yapılmıştır ve orta çağ avrupasından görüntüler sunmaktadır
 
 
 
(İmam meydanı (nakş-ı cihan meydanı
1612 yılında I.şah abbas tarafından yaptırılan meydanın dünyanın en büyük meydanı olduğu söylenir. Şehir planlamacılığı açısından dünyanın en iyi örneklerinden biridir. Meydanın uzunluğu 512 metre, enı 163 metre kadardır. Bu boyutlarıyla moskova'daki ünlü kızıl meydan'ın iki katı büyüklüğündedir.
Meydanın eski ismi olan " nakş-ı cihan", burasının değerini daha iyi ifade ediyor. Türkçedeki anlamıyla da "dünyanın nakşı" sözü, bu meydanın yapıldığı şah abbas dönemindeki el sanatları ve mücevhercilerin adına gönderme yapılması nedeniyle koyulmuş, islam devrimi'nden sonra buranın ismi " imam meydanı" olarak değiştirilmiştir.
Bu meydan ilk yapıldığında polo oyunu sahası olarak kullanılmıştır. İmparator , polo oyunlarını meydanın merkezi sayılabilecek yerde halen bulunan ali Qapu isimli sarayından izlerdi. Meydanın iki ucundaki mermerden yapılmış olan polo kaleleri halen yerli yerinde durmaktadır.
İmam meydanı'nın dört kapısı vardır: ekonomik kapı, ilmi kapı,siyasi kapı ve dini kapı.
Safevi döneminde bu meydan'da, askeri manevralar, gösteriler yapılır, oyunlar oynanırdı.1673-1677 arasında buraya gelmiş olan şovalye jean chardin, anılarında: "gece olduğunda meydan'da, şarlatanlar, kuklacılar, yüzük oyunları yapanlar, atasözü ve deyimlerden kelime oyunları yapanlar, dini vaaz verenler; htta bir çadır dolusu fahişe bile gördüm." Demişti.
İsfehan'da görülecek birçok yere gitmek için buradan geçildiğinden, bu meydan şehrin merkezi sayılabilir.
Meydanın çevresi sütunlu yapılarla çevrilmiş ve ortasında geniş bir havuzu olan kapalı bir mekan oluşturmuştur.çevreyi oluşturan yapıda kapalı çarşı bulunur. Bu çarşıda özellikle isfehan el sanatlarından örnekler bulabilirsiniz. Bunlar arasında minyatürler, mozaik denilen sedef kakma işleri ve mine kaplama metal işler dikkati çeker. Meydanı gezmek için en iyi zaman, öğleden sonra ve ya akşamüstüdür. Havuzun çevresindeki ışıkların yanmasıyla meydanın atmosferi bir anda değişir, havuzların fıskiyeleri de bu ssatlerde açılır ve tipik bir şark gecesi ortamı oluşur. Meydan-ı imam, 1979 yılında UNESCO'nun dünya kültür mirası listesi'ne alınmıştır.  

İmam camii
 
 
 
Bir ismi abbasi cami mescidi, bir başka ismi ise mescid-i şah olan bu yapı da dünyanın  en ince işlerle dekore edilmiş binalarından birisidir.yapımına 1612 yılında başlanmış ve 1638 yılında bitirilmiştir. Bin yıllık cami mimarisi geleneğinin, taş oyma sanatının ve çiniciliğin getirdiği birikimlerin sonunda bu yapı da eşsiz süslemeleriyle dünyanın sayılı eserleri arasına girmiştir. Camide ve mihrapta ana eksenin mekkeye doğru olması için yapı, meydanla açı yapack şekilde çapraz olarak yerleştirilmiştir.
Giriş kapısı, meydanın mimarisinin bir yansıması gibi düşünülmüş, bir camiden ziyaretçilere "hoşgeldin" diyen yüksek bir estetik kaygıyı ve inceliği öne çıkarmış gibidir. Her iki minaresi'de
30m.dir.
 
 
Şah abbas,şeyh lütfullah camiini kendi özel ibadeti için yaptırmış olsa da, imam camii'nde iki adet dev medreseyi halkın hizmetine sunmuştur. Bu medreseler, 1629'da tamamlanmıştır.binanın içinde dört bölüm vardır. Bunlardan birincisi geniş bir veranda'ya konumlanmış olan güldeste'ye (minare) açılır.
Güney bölümü, en büyük olan bölümdür ve üzerinde 38 metre yüksekliğinde devasa bir kumbet bulunan geniş namaz bölümüne açılır.
Kumbetin altında ses yansıtma oyunları deneyebilirsiniz.her hangi bir yerden çok alçak sesle bile konuşsanız salonun her yerinden rahatlıkla işitilir.kubbenin iç yüzü ve duvarları gene eşsiz işlemelerle kaplıdır. Buradaki çiçek desenleri altın yaldızlı, sarı ve beyaz renklidir. Bu renkler, arka plandaki turkuvaz mavisinin koyu desni ile tam bir uyum sağlamıştır.
Namaz kılınan yerde kubbenin tam altında durun.yerdeki taşlara duracağınız yer, işaretlidir. Burada durarak yüksek sesle konuşun,bir çok farklı yerden yankı geldiğini duyacaksınız! Yapılan bilimsel araştırmalarda 49 farklı yerden eko geldiği tesbit edilmiştir.insan kulağı bunların sadece 12 tanesini duyabilir. İşaretli olan yer yedi değişik ölçüdeki taşlarla yapılmılştır.burada durup kubbeye bakarsanız, kubbede 8 pencerenin bulunduğunu göreceksiniz. Bu durumun bir açıklması şöyledir: "yer yüzündeki 7 makamı aşmayı başaran kişi, gökyüzündeki 8 cennete ulaşır."

Alı gapu sarayı
 
 
 
Safevi döneminde imam meydanı'na, kralın ihtişamına uygun bir giriş kapısı düşünülmüştü. 17.yy. başlarında burada iran'ın ilk "gökdelen"inin dikilmesi, diğer yapılardan daha yüksek olması meydana tepeden bakması planlandı ve bu gerçekleştirildi.
Sarayın ismi türkçe "ali kapısı" anlamına geliyor gibi, ancak farsça'da aali yani yüce, büyük anlamında yüce kapı anlamında olduğu kesindir.
48 metre yükseklikteki yapıya çift merdivenli güzel bir girişten ulaşılıyor. Ana yapı altı katlı olarak yapılmış.ikinci kattan tam karşıdaki şeuh lütfullah camii çok güzel görünüyor.
Üçüncü kattaki salon,18 ahşap sütunla süslenmiş. Bu salon, ikinci şah abbas tarafından yeniden dekore edilmiş. Sütunlardaki ince ahşap işçiliği, zemindeki mermerin temizliği ve aynalarla süslü duvarları burada büyük bir ihtışam dönemi yaşandığını gösteriyor. Burada bulunan havuz,serinltme amaçlı olarak kullanılıyormuş. Havuzdaki fıskiyeyi çalıştırabilmek için giriş katındaki su deposundan buraya el pompası ile iki kişi su basmaya çalışırmış.
 
 
Altıncı katta büyükçe salon, şah'ın özel çalışma yeri olmakla birlikte burada yabancı konuklara konserler de verildiği için akustik yapısı korunmaya çalışılmıştır.
Ali Qapu sarayı'ndaki birçok tablo, moaikler, küçük odalarda, merdivenlerde ve koridorlardaki tarihi eserler özellikle kacar döneminde yağmalanmış ve yok edilmiştir. Saray 1854'te safevi kralı şah sultan hüseyin zamanında onarım görmüştür. Şimdi gördüğümüz fresklerin bazıları avrupalı sanatçılar tarafından yapılmış ve o dönemde buraya yerleştirilmiştir. Bu çizim ve minyatürlerin bazıları meydan çevresindeki minyatür sanatçıları tarafından kopyalanarak yeniden canlandırılmaya çalışılıyor.
 
Şeyh lütfullah camii
 
 
Bu cami,aslında dini sohbetler, dersler ve kişisel ibadet amacıyla yapıldığı için avlusu ve minaresi yoktur.
İmam meydanı'nın doğu ucundaki binanın yapımına 1602'de başlanmış ve 1619'da tamamlanmıştır. Şah abbas, bu camiyi hem din öğretmeni hem de kayınpederi olan lübnan asıllı şeyh lütfullah onuruna yaptırmıştır.
Safevi krallar, şii inancını desteklemeye karar verdiklerinde hem iran'ın her köşesinden ve hem de çeşitli arap ülkelerinden din büyükleri, filozoflar  ve öğretmenler iran'a ve özellikle isfehan'a akın etmeye başladı.şeyh lütfullah da bu düşünceyle lübnan'daki topraklarından ayrılıp isfehan'a gelmiş. Zamanla kendini şah abbas'a gösterebilmiş ve onun büyük saygısını kazanmıştı.
Cami'nin yüzünün mekke'ye dönük olması için meydanla 45 derecelik açı oluşturacak biçimde inşa edilmiştir. Ana binanın çok büyük boyutlardaki kubbesini taşıyabilmek için binanın duvarları yaklaşık 170.cm kalınlığında yapılmıştır.
Caminin ilginç özelliklerinden biri de duvarlarda turkuaz taşlarıyla ince ince işlenmiş mükemmel motiflerde mavi ve pembe renkler kullanılmışken kubbenin içinde ve dışında sarı rengin hakim olmasıdır.
Kubbenin dış yüzeyindeki işlemelerde çiçek motifleriyle arabesk desenler yaratılmış, beyaz mozaik işlemelerin arkasında mavi bir arka plan hep vurgulanmıştır.kubbenin içi ile iç duvarlardaki işlemeler gerçekten birinci sınıftır.mozaik işlemeler, mine işlemeli tavan süslemeleri, çini işlemeli sure ve dualar, turkuvaz renkli mum taşıyıcıları ve gene çini'den işlenmiş pencere kafesleri çok estetiktir. Kubbenin tam merkezindeki tavus kuşu motifi de ilginçtir. Motifin yönü kabeye doğru bakar.desenlerin ve motiflerin kullanımında kimi yerde portakal rengi, kimi yerde mavi renk hakim olmuş,sonuçta UNESCO'nun dünya kültür mirası listesine alınmayı hakeden bir şaheser ortaya çıkmıştır.
Dua edilen bölümde ve mihrap'ta kullanılan süslemeler, kısmen arabesk motifleri hatırlatan, ama çoğunlukla hiç bir yerde eşini göremeyeceğiniz ince işlerle yapılmış mozaik çini'lerle süslenmiştir. Bu ince zevkli eseri yaratan mimar; isfehan'ın kurucusu sayılabilecek üstad hüseyin'in oğlu üstad muhammed rıza esfehani'dır.bu ustanın ismi, caminin içinde giriş kapısının tam karşısındaki iki tablette yazılıdır.
Lütfullah camii'nin bir diğer adı "kadınlar mescidi"dir.ali gapu'da oturan harem kadınları ibadet için buarayı kullandıklarından böyle denmiştir.o dönemlerde ali gapu ile mescid arasında bir tünel de varmış.
Caminin girişinde, sağ taraftaki dar bir merdiven ile alt kata inebilirsiniz.buradaki geçit benzeri yerlerden geçtikten sonra içi fayans kaplı geniş bir bölüme gelirsiniz.dışardaki sıcak havadan etkilenmeyecek bir şekilde yapılmış olan bu bölüm, namaz kılmak için düzenlenmiştir. 
 


)Jameh mosque ( Cuma camisi
 
 
İsfehan'daki en eski eserlerden biridir. Caminin yapısında selçuklu, moğol ve safevi mimari tarzları iç içe geçmiştir. Bu yapısıyla ve caminin orijinalliğini korumuş olmasıyla dünya kültür mirası listesine girmeye hak kazanmış bir şaheserdir.
Cami bölgesine girdiğinizde dev bir avlu sizi karşılar, 20 bin metre kare  bu avlu tüm iran'daki en büyük cami avlusudur.
Caminin bulunduğu bu yerde ilk olarak bir zerdüşt tapınağının var olduğu düşünülüyor.daha sonra islamın gelişiyle bu tapınak camiye dönüştürülmüş. Ana avludaki iki eyvanın birer ucunda bulunan kubbeli yapılar 11.yüzyılda selçuklular tarafından yapılmış. Bu kubbelerin birisi "nizam-ül mülk kubbesi" ikincisi ise "tac-ül mülk kubbesi'dir."  Bu yapılar, yangında zarar gördükten sonra 1121'de yeniden yapılmış. Daha sonra, bölgeyi ele geçiren çeşitli güçler de kendi mimari anlayışlarıyla çeşitli ekler yapmışlar.
Her iki kubbenin de içi muhteşem "stuco" işiyle bezelidir. Stuco işi, toprağın çamurlaştırılıp sıvanması ve sonra el ile şekil verilip kurutulmasıyla elde edilir.yapısı gereği .ok da dayanıklı olmayan bu teknikle yapılmış olan kubbe içi süslemelerin bin yıla yakın süredir bozulmadan kalmış olması da ilginçtir.
Avlunun dört tarafını çevreleyen dört eyvan, birbirinden farklıdır ve her biri kendi döneminin özelliklerini yansıtır. Güney tarafındaki eyvan,içlerinden en ihtişamlısıdır,moğol dönemi mimari özelliklerine sahiptir, üzerindeki mozaikler 15.yüzyıldan kalmadır ve eyvanın iki yanında iran tipi iki minare bulunur. Kuzeydeki eyvan, selçuklu dönemine aittir ve üzerindeki yazılar kufi tarzıyla yazılmış bir hat sanatıdır. Batı tarafındaki eyvan, selçuklular zamanında yapılmış, ama daha sonra safeviler tarafında ele geçirilmiştir.
Camideki en etkileyici bölümlerden birisi sultan olcayto'nun odasıdır.burası 14.yüzyıldan günümüze kadar kalmış bir bölümdür. Burada ahşap bir minber, taş üzerine kufi yazısıyla ince ince işlenmiş surelerden oluşan bir mihrap va başka bir ahşap minber daha vardır.
Buradan aşağıya doğru birkaç basamak inen merdivenlerden geçerek "kışlık namaz salonu"na gelirsiniz. Bu salonun mimarisi "yurt" denilen türkmen çadırlarına benzetilerek yapılmıştır.duvarlarının kalınlığı 1.5 metre kadar olduğu için dışarıdaki soğuğu ve sıcağı kolaylıkla yalıtır.mekanın tepesindeki küçük delikten aydınlanma sağlanmaktadır.buraya girdiğinizde duvardaki panodan elektrik ışığını kapatın  ve bu bölümün 14.yüzyıldaki orijinal halini mutlaka görün. Yerin altında olduğu için son derece sessiz ve dışarıdan izole kalmış olan salonun mistik bir hali var.çik etkileneceksiniz.

Vank katedrali
 
 
 
 
İsfehan'da eskiden beri yaşamakta olan ermeni toplumunun ibadet yerlerinden en önemlisidir.günümüzde yeni julfa'da 4-5 bin kadar ermeni yaşadığı tahmin edilmektedir. Katedral, ibadet ssatleri dışında ziyarete açıktır. Katedrale giriş ücreti 15 bin tümendir.
Ana binanın önündeki heykel iran'da 1636 yılında kurulan ilk matbaa'nın yapımcısı olan khachatur kseratsi'ye ait. Katedralin içi yerden tavana kadar yağlı boya tablolar ve fresklerle
 
dolu.
 
 
 
 
 
bağzı tablolardaki desenlerin inceliği göz kamaştırıyor.
Katedraldeki ikinci bina'da soykırım müzesi var.girişin hemen solundaki büyük boyutlu türkiye haritasında şehir isimleri ermenice olarak gösterilmiş ve bu şehirlerdeki (güya) ermeni katliamı hakkında bilgiler verilmekte.müzenin geri kalanında çeşitli etnik ürünler ve eşyalar sergileniyor.
Müze bahçesinde "soykırım" anıtı da var.
Yeni julfa bölgesine gelmişken burada bulunan çok modern vi minimalist dekorlarla bezeli kafelerden birisine oturarak sürekli kebab yemekten yorulan midenize batılı tarz yemeklerle bir ziyafet çekebilirsiniz.
(Menar-e junban (sallanan minare
 
 
 
Moğol döneminden kalma bu türbe, isfehan şehir merkezine 6 km. Kadar uzaklıktadır.binanın içinde emu abdullah karladani isminde bir zateın türbesi bulunur.binanın üstünde bulunan iki minare, belki mühendilik hatası, belki de deprem hasarı nedeniyle bulunduğu yerde sallanmaktaydı. İran kültür bakanlığının minareyi sallanmayı yasaklamasıyla gezginlerin ilgisi azalmaya başladı. Şehir merkezine biraz uzakta olan bu yeri ziyaret etmek, gereksiz hale geldi.
 
 


Si-o se pol
 
 
 
Chahar nagh caddesi'nin isfehan'ı ikiye böldüğünden bahsetmiştik. Bu uzun caddeyi zayende nehri üzerinde kurulu bulunan si-o se pol köprüsü keser.
 Köprü, 1602'de şah abbas döneminde yapılmıştır.köprünün mimarı şah abbasın ordusunda yüksek rütbeli bir subay olan allahverdi han'dır. Köpruye sütun sayısına göre si-o se pol = 33 ayaklı köprü denmesine rağmen asıl ismi allahverdi han köprüsü'dür.uzunluğu 300 meter ve genişliği 14 metre olan köprü, günümüzde araç trafiğine kapalıdır ve buradan sadece yayalar geçebilir.
Köprünün bir tarafı ermenilerin yoğun olarak oturduğu julfa mahhalesi'ne açılmaktadır. Eski dönemlerde köprünün iki ucunda müslüman ve hristiyan toplumları kendi dini törenlerini yaparken dini hoşgörünün örenekleri yaşanırdı.
İsfehanlıların her gece mutlaka gelecekleri, piknik yapacakları, eğlenecekleri yer, kesinlikle burasıdır. Köprünün gece aydınlatması sizi bir anda eski dönemin oryantal atmosferine götürecektir.köprünün iki başında, alt katta suların aktığı yerde kurulu bulunan iki çayhanede, zayende nehrinin serinletici etkisiyle  çay içmek size olağan üstü bir keyi verecektir. (son yıllarda zayende nehrinin suyu çok azaldı, sizin ziyaretinizde tamamen kurumuş bir nehir yatağı
ile karşilaşabilirsiniz.)


 

 

Kaşan

Şehir adının etimolojisi, kentin orijinal sakinleri olan Kasian'dan gelmektedir ve kalıntıları 9.000 yıl öncesine ait Tapeh Sialk'ta bulunur; Daha sonra bu şehir adı olarak nereye Kashian olarak değişti. 12. ve 14. yüzyıllar arasında Kashan, yüksek kalitede seramik ve fayans üretimi için önemli bir merkezdi. Kashan, Safavi Kings için boş vakit geçirmek için de bir tatil yeriydi. Bagh-e Fin (Fin Garden), özellikle, İran'ın en ünlü bahçelerinden biridir. Havuzlu ve bahçeli olan bu güzel bahçe, Şah Abbas için klasik bir Pers cennet vizyonu olarak tasarlandı. Orijinal Safevi binaları büyük oranda değiştirildi ve ağaçlar ve mermer lavabolar düzeni orijinaline yakın olsa da, Qajar hanedanı tarafından yeniden inşa edildi. Ancak bahçe, ilk olarak 7000 yıl önce Cheshmeh-ye-Soleiman'ın yanında kurulmuştur. Bahçede ayrıca, 1852'de İran Kralı Nasır-El-Din Şah'ın Şansölyesi olan Amir Kabir olarak bilinen Mirza Taghi Han'ın öldürülmesi yerinde olduğu biliniyor.

Kaşan'ın 4 km batısında yer alan Sialk Hillock'taki arkeolojik keşifler, bu bölgenin tarih öncesi çağlarda medeniyetin başlıca merkezlerinden biri olduğunu ortaya koymaktadır. Dolayısıyla Kashan, İran'ın Elam dönemine kadar uzanır. Sialk ziggurat, bugün 7500 yıl sonra Keşan banliyölerinde halen duruyor.

 

Sultan Amir Ahmad Hamamı


İran Kashan'daki Sultan Amir Ahmed Hamamı, 16. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar İran'ı ve Türkiye'yi yöneten Safevî İmparatorluğu döneminde inşa edilen 16. yüzyıl Türk Hamamıdır. Kemikli tavanlar, zarif mozaikler ve tablolarla karakterize edilen bu muhteşem yapı günümüzde İran'ın en iyi ve en iyi korunmuş tarihi hamamlarından biridir. 1956 yılında İran Kültürel Miras Dairesi tarafından ulusal bir miras alanı ilan edilen hamam, mezara yakın olan İmamzadeh Sultan Amir Ahmad adını taşıyor; ancak bu kutsal adam hakkında çok az şey biliniyor.


Hamam sekiz sütunlu, ortada sekizgen bir havuz ve dış oturma alanı ile çevrili geniş sekizgen bir salon gibi şekillendirilmiştir. Bununla birlikte, ana banyo alanı, o kadar çok giyinme odası veya Sarbineh, nerede sosyalleşmek için uzanan banyo değil. Antik çağdan beri hamamlar İranlıların sosyal hayatında önemli bir rol oynamış ve halen günümüzde yapılmaktadır. Hamamlar sadece kendilerini temizlemek ve rahatlamak için değil, aynı zamanda karşılamak, buluşmak, dedikodular yapmak ve hatta dua etmek için tasarlanmıştır.

Ana yıkama alanı veya Sultan Ahir Ahmad Hamam'ın Garmkhaneh'inde birden fazla özel jakuzili havuz bulunur. Garmkhaneh, iki bölge arasındaki sıcaklık ve nem değişimini en aza indirgemek için Sarbineh'e çok yönlü bir koridor ile bağlı.

Hamamın iç kısmı, özellikle Sarbineh, turkuaz ve altın rengi tüylülük, alçı işleri, tuğla işi ve sanatsal tablolarla süslenmiştir. Hamamın çatısı, dışarıdan gizlenirken hamamın aydınlatılmasını sağlamak için konveks gözlükli birkaç kubbeden yapılır.


Hamam ticareti İslam öncesi günlerden beri İran'da var olmuştur. Nüfusu İslam dinine dönüştürdükten sonra, bir cesedi parçalayarak, ayin saflığı dini bir yaşam şartı haline geldi ve banyo, hayatın ayrılmaz bir parçası haline geldi. Bir zamanlar ülke genelinde binlerce banyosu vardı. Onların nüfusu son zamanlarda düştü, çünkü çoğu modern ev şimdi duş ve hamam var. Bugün İran'da bırakılan birkaç hamam, yalnızca emekli insanları ve turistleri cezbetmektedir

Kashan Fin Bahçesi

Fin Bahçesi (Bagh-e Fin), İran'ın Kashan kentinde bulunan tarihi bir Pers bahçesidir. Bahçede, Naser al-Din Shah yönetimindeki bir Başbakan Amir Kabir'in öldürülmesi yeri olarak ünlenen Kashan'ın Fin Hamamı var. Amir Kabir, 1852'de Kral Nasereddin Şah tarafından gönderilen Fin hamamında bir kişi tarafından suikasta uğradı. Muhtemelen ilk Safevi döneminde bahçe yapıldı, ancak tarihin ilerleyen dönemlerinde yenileme yapıldı.

1590 yılında tamamlanan Fin Garden, ülkedeki en eski bahçedir. Fin Garden, uzun yansıtıcı havuzlar, selvi ağaçları ve Safavid dönemi çini çalışmalarının bolluğunu içeriyor. Bahçenin çeşmeleri ve hamamları, su özellikleri ve mekanik su pompaları yapılmaksızın işlev gören gelişmiş sistem için dikkat çekicidir. Merkez pavyon, dönemin tarzını yansıtan sanatı ve dekoruyla dikkat çekiyor. İçinde bir müzede eski seramik heykelleri, sikkeler ve İran halıları bulunur. Mimari üsluplar Safevi, Zandiyeh ve Kaçar dönemlerinden oluşmaktadır.

 
Bozorg Ağa Cami ve Medresesi (Agha Bozorg Mosque)


Bu 19. yüzyıl yapısı aslında hem caminin hem de hala işlek olan bir medresenin bulunduğu bir dini kompleks. Öğrendik ki Bozorg Farsça’da “büyük, muhteşem, harika” anlamına geliyormuş. Özellikle simetrik tasarımıyla ünlü olan bu yapının Eyvan sitilindeki mimarisi ve çinili duvar işlemeleri göz alıcı. İran’ın ünlü mimarlarından Ustad Haj Sa’ban-Ali tarafından yapılan kompleks adeta İran’nın Tac Mahal’i. Nisan ayındaki Nevruz haftaları haricinde giriş ücretsiz. Haftanın her
günü sabah 8 akşam 8 ziyarete açık.
 
 Kashan'daki tarihi  evler
Alavi Caddesi üzerinde bulunan Isfahan ili Kashan'daki tarihi bir evdir. Ev, 19. yüzyılda zengin bir tüccar Hac Seyyid Hasan Natanzi (Boroujerd ile ticari ilişkileri yüzünden Boroujerdi olarak anılmıştır) tarafından mimar Ostad Ali Maryam Kashani tarafından inşa edilmiştir. Boroujerdi ailesi, Ostad Ali'nin Tabatabaei Evi'ni birkaç yıl önce kurduğu varlıklı Tabatabaei ailesinden selamlayan bir kızla evlenmek istiyor. Evlilik için belirlenen koşul, Tabatabaei Evi kadar güzel bir evin inşasıydı.
 
Ev, zengin Tabatabaei ailesi için 1880'lerin başında yapılmıştır. Dört avlu, zarif vitray pencereli hoş duvar resimleri ve Biruni ve Andaruni gibi geleneksel İran konut mimarisinin diğer klasik imzalarını içermektedir. Ustad Ali Maryam tarafından tasarlandı. Daha sonra Tabobata di'nin yeni evli kızı için Boroujerdi-ha Evi inşa eden kişi aynı kişi.
 
Sialk tepeleri
 Tepe Sialk (Sialk tepeleri) İran'da tarih öncesi en önemli kazılardan biri. Tepe Sialk olarak bilinen arkeolojik kompleks, yaklaşık yarım kilometre uzaklıkta iki tepeden ve A ve B olarak bilinen iki mezarlıktan oluşmaktadır. Ekskavatörler altı ana aşamalı işgalden ayrılırlar. Bu antik tepe Kashan'ın 3 km güneyinde yer almaktadır. Bu alanda keşfedilen kil örtülerinin incelenmesi, medeniyetinin M.Ö. 5500 yılına dayandığını ortaya koymuştur. Bölgede keşfedilen diğer nesneler, Elamit çağına ait kil tabletleridir. Sialk'ın merkez tepesinin yakınında, geleneksel olarak A ve B olarak adlandırılan iki mezarlık keşfedilmiştir. Kazılardan çıkan nesneler arasında demir silahları, kılıçlar, püskürtme ızgaraları ve borulu bulaşıkları sayılabilir. Mezarlık A'da bulunan objeler M.Ö. 2000 yılına dayanıyor. ve mezarlık B'deki mezarlar M.Ö. erken binyılın başlarına ya da M.Ö. 2. bin yıllarına kadar uzanır.
 
 
 Abyaneh 
 
The ancient village of Abyaneh is situated at the foot of Mt Kar- kas, Abyaneh’s steep, twisting lanes of mud and stone wind through a maze of red mud-brick houses with lattice windows and fragile wooden balconies. It is testament to both the age and isolation of Abyaneh that the elderly residents speak Middle Persian, an earlier version of Farsi that largely disappeared centuries ago.

The village is at least 1500 years old and faces east across a picturesque valley. It was built this way to maximize the sun it receives and minimize the effects of howling gales in winter. In summer, it’s refreshingly cool and Abyaneh is most lively, filled with residents returning from winter in Tehran and tourists haggling with colorfully clad, toothless old women over the price of dried fruit.

Abyaneh is best appreciated by just wandering, but do look for the 14th-century Imamzadeh-ye Yahya with its conical, blue-tiled roof, and the Zeyaratgah shrine with its tiny pool and views.

Probably the most beautiful building is the 11th-century Jameh Mosque (Masjed-e Jameh), with its walnut-wood mihrab and ancient carvings. Abyaneh’s houses are mainly two-storey; people live downstairs in winter and upstairs in summer.
 
 
 
 
Şiraz
 
Fars eyaletinin başkentidir. Fars eyaleti, bugünkü İran devletine, halka ve konuşulan dile ismini vermesiyle övünür, ki bunda da haklıdır, .Şiraz, aynı zamanda bir tarihi eserler, Şairler, filozoflar, savaşçılar, krallar, orkideler portakallar ve güller şehridir. Bunu şehir ile havalimanı arasındaki yolun iki yanında yer alan 8 km. lik gül bahçelerinde göreceksiniz.
Şiraz'ın kuzeyindeki Bagh-e Anar ve Bagh-e Takhti bölgelerindeki üzüm bağlarında Șiraz'ın ünlü üzümleri yetiştirilir. İklim, üzüm yetiştirmeye çok uygundur ve Şiraz'ın özel üzümü ve bu üzümden yapılan bir şarap türü olan Şiraz ve Cabernet Şiraz şarapları dünyaca ünlüdür. Bu bilgiler tabii ki dünya şarap üretimi ile ilgilidir. İran'da şarap üretimi yoktur.
Tarih
Şiraz bölgesinde ilk yerleşimler, Akamenid dönemine kadar gider. Daha sonra gelen Sasaniler döneminde de önemini koruyan şehir, 693 yılında Arap İşgaline uğradı ve Bağdat'ın bir vilayeti oldu. 12. yüzyılda Fars krallarından Atabeklerin eline geçti. Son Atabek, Cengiz Han'ın ordularının İşgalini önlemek için haraç Ödemeyi kabul etti ve işgali önlemiş oldu. 1382 yılında ise Şah Suja, kız torununun Timur'un oğullarindan biriyle evlenmesine razı oldu. Böylece şehir yanıp yıkılmaktan ikinci kez kurtulmuş oldu.
Moğol ve Timur dönemlerinde Şiraz, büyük gelişme gösterdi.
13. Ve 14. yüzyılların Şiraz'ı, dönemin İslam şehirleri , içinde en gelişmiş olan Hafız ve Sadi başta olmak üzere birçok sanatçı da Şiraz'ın bir sanat ve kültür merkezi olmasını sağladı. Şiir ve edebiyat dışında mimari, hat sanatı ve resim alanların da eserler verildi.
Şiraz'da yaşanan kültür ve sanat geleneği ortamında yetişen sanatçılar, yüzyıllar boyunca hem İran'da, hem de yabancı ülkelerde eserler verdi
 
Dervaz-e Kur’an-Kur'an Kapısı 
 
Şiraz'ın girişinde yer alan bu Süslü yapı, aslında bin yıl kadar önce yapılmış bir giriş kapısıdır. Zendli Kerim Han, bu yapının üst katındaki bir odaya kutsal kitaptan bazı bölümleri koyduktan sonra bu kapıya Kur'an Kapısı denmeye başlanımış. Şiraz'daki yaygın bir inanca göre seyahate giden bir yolcu, bu kapının altından geçerek yola çıkarsa Şiraz'a güvenli bir şekilde geri döneceği kesin olurmuş. Bu kapı, 1950'lerde yıkılmış ve daha sonra yerel bir tüccarın bağışlarıyla yeniden yapılmış.
Girişte Hacı Kirman isimli bir Şairin kabri varmış. Şair, ömrünü geçirdiği mağaranın hemen yanındaki eyvana gömülmüş. Bu mağara günümüzde gezilebiliyor ve çayhane olarak işletiliyor.  
 
 
 
Persepolis
 
 
 
 
 
Büyük Pers İmparatorluğu'nun merkezi, Akamenidlerin tören merkezi olan Persepolis kenti (Yunancada Pers ülkesinin başşehri) Şiraz'ın 60 km. kadar dışındadır. İranlılar bu tarihi yere Farsçada Taht-ı Cemşid (Cemşid'in Tahtı) ismini vermişler. Bu büyük yerleşim yerinin ancak gerçek bir İranlı kültüre ait olması gerektiğini düşünerek, bir İran kahramanı olan Cemşid'in tahtı olması gerektiğine hükmetmişler!
Antik İran hakkındaki en önemli bilgiler, Persepolis gibi tarihi yerlerde bulunan ve taş oyma sanatıyla yazılmış yazıtlardan elde ediliyor. Pers krallarının en büyüklerinden I. Darius ve ondan sonra gelen Ardeşir (Artaxerkes), Sarkis (Xerkes), Kurus gibi hükümdarlar da bu geleneği sürdürerek bu konuda büyük eserler yaratmışlardır.
 
 
Persepolis'teki bu dev şehirsaray, Akamenid imparatorlarının yazlık sarayı ve tören alanı olarak yapılmış. Persepolis'in yapımına I, Darius zamanında M.Ö. 521 yılında başlandığı ve 150 yıl süren çalışmalar sonunda tamamlandığı tahmin ediliyor. Yapılan araştırmalarda o dönemin büyük uygarlıkları olan Suşa, Babil ve Ekbatan'daki şehir devletlerinden gelen resmi ziyaretçilerin şimdiki Nevruz ile aynı zamana rastlayan Noruz isimli dönemde, krala çeşitli hediyeler getirdikleri ve krala saygılarını Sundukları biliniyor.
Persepolis, uzun bir “altın çağ” dönemi yaşadıktan sonra, MÖ. 330 yılında Makedonyalı Büyük İskender'in şehri ele geçirip yakıp yıkmasyla son bulmuştur. İskender, Zerdüşt dinini yasaklamış, topladığı bütün Avesta kitaplarını da yaktırmıştır.
Persepolis antik kenti Kuh-i Rahmet (Rahmet Dağı) isimli bir tepeye arkasını yaslamış durumda kurulmuştur. Kentin su ihtiyacını karşılayan dev kuyu halen buradadır ve görülebilir.
Persepolis kentinin yer aldığı dev platformun tüm alanı 125 bin m2 ve ana teras, 450 x 300 metredir.  Bu platformun altında bulunan su kanallarının
 
Suşa Sarayı Kitabesinde Persepolisin kuruluşunu l. Darius şöyle anlatıyor :
 “Toprak çok derin ve kızıldı; taşa varıldı, taşların üzerine harç döküldü ve sonra pişmiş tuğlalarla örüldü. Bunları Babil ustaları yaptı. Lübnan Dağı'ndan keresteler getirildi. Yunan'dan keresteler getirildi. Babil'den Şuş'a getirildi. Yeka ağacı  kerman'dan getirildi. Altın, Sard ve Belh'den getirildi. Firuze ve akik, Sard'dan geldi. Mısır'dan siyah ağaç (Abanoz) getirildi; Duvardaki süsler Yunan'dan geldi. Fildişleri, Etiyopya ve Belucistan'dandır. Kolonların değerleri taşları Ebiraduş bölgesindendir. Sard ve Yunan ustaları taş oyma işlerini yaptılar.Tuğlaları, Babilliler ördü".
 
(NAQSH-E RUSTAM (NECROPOLİS
 
Necropolis, Persepolis'in yaklaşık 12 km kuzeybatısında, İran'ın Fars ilinde bulunan bir arkeolojik yerleşim olarak da anılıyor. Naqsh-e Rast, Naqsh-e Rajab'a birkaç yüz metre mesafededir.
Naqsh-i-Rust'taki en eski rahatlama çok hasar görmüş ve M.Ö. 1000 yılına dayanıyor. Sıradışı bir baş-dişli bir adamın zayıf bir görüntüsünü tasvir eder ve Elamite kökenli olduğu düşünülür. Tasvir, çoğu Bahram'ın emrinde kaldırılan daha büyük bir duvar resminin parçasıdır. kabartma yerel efsanevi kahraman Rostam bir tasviri olduğuna inanılıyordu çünkü alışılmadık kapaklı adam Alana adını, Nakş-e Rostam, "Rostam resmi" verir.

TOMBİ (PERSIAN KÖPRÜSÜ)
MEZARLAR
Akhaemenid krallarına ait dört mezar taş yüzünden oyulmuştur. Hepsi yerden oldukça yüksek bir seviyededir.
Türbeler, mezarların cephelerinin şekli üzerine yerel olarak 'İran haçları' olarak bilinirler. Her mezara giriş, kralın lahitte sergilediği küçük bir odaya açılan her haçın ortasındadır. Mezarın cephelerinin her birinin yatay kirişinin Persepolis'teki sarayın girişinin kopyası olduğuna inanılıyor.
Mezarların biri açıkça Darius I Büyük (522-486 BC) mezarı olmaya eşlik eden yazıt ile tanımlanır. Diğer üç mezar Zerkzes I (486-465 BC) Artahşasta I (465-424 BC) Darius II (423-404 BC), sırasıyla kişilerce olduğuna inanılmaktadır. Beşinci bitmemiş bir Ahameniş hanedanlar son en uzun iki yıl hüküm süren, ama bu Darius III (336-330 M.Ö.) daha olasıdır Artahşasta III, o, olabilir.

Mezarlar, İskender'in Makedonyalı Helenliler imparatorluğunun fethinden sonra yağmalandı.
ARDASHIR'İN MÜLTECİ YARDIMI I
ŞAPURUN DÖNEMİ I
BAHRAM II GRANDE YARDIMI II
BAHRAM II'NİN İKİ EQUESRIAN YARGISI
NERSEH'İN YARATILIŞI
HORMIZD'İN BİNİ YAŞAMI II
ZOROASTER CUBE

1923 yılında Alman arkeolog Ernst Herzfeld 1946 tarihinden bu yana Darius Türbesinden üzerindeki yazıtlardan atmalarını yapılmış, bu kalıplar Washington'da Sanat Freer Galerisi ve Arthur M. Sackler Galeri, Smithsonian Institution, arşivlerinde tutulur, DC.
Nakş-ı Rüstem Erich Schmidt tarafından yönetilen Chicago Üniversitesi Oriental Institute bir ekip tarafından 1936 ve 1939 arasında birkaç sezondur kazılmıştır 

Pasargadae
 
Pasargadae, M.Ö. 6. yüzyılda Perslerin anavatası olan Pars'ta Büyük Cyrus II tarafından kurulan Helen İmparatorluğunun ilk hanedanı başkenti idi. Sarayları, bahçeleri ve Cyrus türbesi, kraliyet Ahamenişi sanatının ve mimarisinin ilk aşamasının ve İran uygarlığının istisnai ifadelerinden seçkin örneklerdir. 160 ha alanda özellikle dikkat çekici izler şunları içeriyor: Cyrus II Türbesi; Tall-e Takht, müstahkem bir terasa; ve geçit binası, seyirci salonu, konut sarayı ve bahçelerin kraliyet topluluğu. Pasargadae, Batı Asya'daki ilk çok kültürlü imparatorluğun başkentiydi. Doğu Akdeniz ve Mısır'ı Hindular Nehri'ne kadar uzanan bölgede, çeşitli insanların kültürel çeşitliliğine saygı gösteren ilk imparatorluk olduğu düşünülmektedir. Bu, farklı kültürlerin sentetik bir temsilini oluşturan Achaemenid mimarisine yansıdı.
 
 
 
 
Nasır-e Mülk Cami
 
 
Şirazın en fotoğrafik camisidir. Özellikle sabah güneş doğarken caminin vitraylarından süzülen renkli ışıklar cami İçindeki çiniler, sütunlar üzerinde mükemmel ışık oyunları yapar ve fotoğrafçılar için çok uygun görüntüler verir. Bu görüntüleri yakalayabilmek için sabah namazından hemen sonra ve güneş doğar doğmaz gelmelisiniz, kapıdaki bekçiye bir miktar bahşiş vererek kapıyı açtırabilirsiniz.
Bu saatler dışında gündüz saatlerinde cami/müze ziyarete açıktır. Vitrayların güzelliği gündüz bile güzeldir. Caminin müze bölümünü de gezmeye değer, müzenin arkasındaki zindan ve epey derin olan kuyuyu da mutlaka görün. Caminin arka tarafında bir de İmamzade türbesi bulunuyor.
Hafız'ın Türbesi
Fars dili ve edebiyatının büyük Sanatçısı Hafiz, 1324 - 1391 yılları arasında yaşamıştır. Hafız, hayatı boyunca kısa bir süre dışında Şiraz'dan dışarı çıkmamıştır. Şiirlerinde her zaman Şiraz'ın güzelliklerinden bahsetmiş ve ölümünde Şiraz'a gömülmek istemiştir. Hafız'ın gömüldüğü yer daha sonra türbeye çevrilmiş halk arasında burası “Hafıziye" olarak isimlendirilmiştir.Hafız, eserlerinde Farsçayı çok büyük bir ustalıkla kullanmış ve çok büyük eserler yaratmıştır. Bunların başka bir dile  çevrilmesi neredeyse imkansızdır.İranlılara göre her evde mutla-de Hafız'ın Divan adlı kitabından aldıkları beyitleri muhabbet kuşlarına seçtirdiklerini ve buna "Fal-e Hafız " ismini verdiklerini  göreceksiniz.İranlılar, Hafız'ın şiirlerinin bulunduğu fal kitabından rastgele bir sayfa seçerek orada yazılanların kendi gelecekleri hakkında işaretler taşıdığına inanırlar.
Akşam olup güneş batarken türbe ve çevresi aydınlatılır ve hoparlörlerden kısık bir sesle okunan Hafız'ın şiirleri duyulur.
 
Sa'di'nin  Türbesi
Şiraz'da doğmuş ve Şiraz'da ölmüş (1209-1291) ama Moğol istilasından kaçmak zorunda kalarak hayatı gezilerle geçmiş ve bir anlamda " Gezginlerin  Şairi" olmuştur.Sa'di, ilk eğitimini Bağdat'ta yapmış daha sonra Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Hindistan'a  gitmiştir. Anadolu'da  Diyarbakır ve Malatya'ya kadar gelmiştir. Hem şiirde hem de düz yazıda çok başarılı eserler vermesinin nedeni, insan karakteri ve yaşam konularında felsefi düşüncelerini sanatıyla birleştirebilmesindeki ustalıktır.Sa'di, gezileri sırasında bir dönem Haçlılar tarafından esir alınmış ve Tripoli'de  cezaevinden tünel kazarak kaçmıştır. Hafız'ın Şiraz'dan dışarıya çıkmayıp dünyayı tek bir şehirden ibaret görmesine karşılık Sa'di'nin  şehri, bütün dünya olmuştur. Sa'di'nin şehri, 30 yıldan fazla bir süre gezgin derviş olarak yaşamış.
Şah-e Çerağ Türbesi
türbe yapılmlş. Şiiliğin en önemli ziyaret yerlerinden biri olan bu türbe, gerçekten çok güzel dekore edilmiş. Ismi "Işıkların Şahi" olarak çevrilebilen bu türbenin iç duvarları binlerce küçük ayna ile mozaik şeklinde işlenmiş. küçücük bir ışık kaynağının bile binlerce ayna üzerinde değişik şekillerde yansıması, mozolenin gümüş korumasının parıltıları, çeşitli yerlerden genel yeşil ve sarı ışıkların beyaz ışıkla karışıp yansımaları, sürekli ziyaretçi Akını, birçok kişinin burada namaza durması veya açıkça ağlaması, yarı karanlık ortamdaki mistik atmosferi aşırı derecede yoğunlaştırıyor.Dini inancınız ne olursa olsun, türbenin içine girdiğinizde ister istemez huşu, hüzün, İhtişam, eziklik ve hayranlık gibi karışık duygular hissedebilirsiniz.
Bu türbedeki ortamdan etkilenmemeniz imkânsızdır.Türbe binasının önündeki geniş bahçede bir süre oturarak etrafı seyredin. Ana binanın altın kaplı kubbesini; duvarlardaki eşsiz mavi çinileri ve mozaikleri; İran'ın her yerinden gelmiş ziyaretçileri, genelde siyah çarşaf giymiş kadınların oradan oraya koşuşturmasını ve kadın erkek birçok ziyaretçinin içeriden ağlayarak çıkışlarını seyrederek burada uzun süre kalabilirsiniz.Avlunun karşı ucundan iki tane kabir daha var. Bunlar ana binada yatan Mir Ahmet ismli zatın kardeşlerinin kabirleridir. Bu  kabirlerin etrafı da ince ayna işlemeleriyle süslenmiş.Türbeye giriş ücretsiz. kadın ziyaretçilerin "çador" denilen siyah çarşaf giymeleri şart. Çarşafı olmayanlara girişteki bölümde emanet olarak çarşaf veriliyor.  Görevli bayanlar, nasıl giyileceğini ve yürürken, dolaşırken çadorun nasıl kontrol altında tutulacağını gösteriyor. Türbeye girerken ayakkabılarınızı çıkarıp emanete bırakmalısınız. Fotoğraf makinalarının içeriye sokulması yasak. Girişteki emanet bürosuna makinalarınızı teslim etmelisiniz.
 
lrem Bağları
 
 
Bu büyük bahçe, şehrin batı tarafındadır. Kacarlar zamanında ilhanlı hükümdarı Muhammed Ghori'nin emriyle yapılmıştır.
Bahçedeki bina, dönemin önemli bir mimarı olan Üstad Muhammed Hassan tarafından yapılmış. Daha sonra binanın çevresi yeşillendirilerek bu bahçe oluşturulmuş. Binanın içinde bahçeye tamamen hâkim bir salon ve aynalarla süslenmiş odalar var. Binanın dış cephesindeki çok başarılı minyatürler ünlü Doğu masallarından Ferhat ile Şirin ve Yusuf ile Züleyha'nın hikayelerinden bölümleri gösterir.
Bahçedeki kameriyeler lavanta çiçekleriyle donatılmış durumda. Bahçedeki gezinti yolları üstün bir estetik anlayışıyla ve geleneksel bahçe mimarisine uygun olarak yapılmış. Buradaki çok çeşitli bitkiler arasında en ünlüsü sadece Şiraz'da yetişen bir tür servi ağacı olan (Sarv-e Naaz) dır. Bu isim bizde Servinaz biçiminde kadın ismi olarak kullanılıyor.
Narenjestan Bahçesi 
 
 
Şiraz Narenjestan Bahçesi  bir zamanlar daha büyük bir konut kompleksinin parçası olan Şiraz'ın merkezinde bulunan bir bahçe ve köşktir. İkamet yeri, 1879-1886 yılları arasında inşa edilen Qavam ailesine aitti. Kompleksin orijinal patronu ve sahibi olan Ebrahim Han-e-Qavam'ın, ana masonla işbirliği içinde binaları tasarladığı biliniyor. Qavam, Kaçar krallarının Akaha Muhammed Han (1796-1797) ve Fath Ali Şah (1797-1834) döneminde başbakanlık yaptı.

Naranjistan, en kuzey ucunda bir köşk bulunan duvarlı dikdörtgen bir bahçe olarak bestelenmiştir. Bu pavyon, misafir kabul etme ve resepsiyon ve kutlama için bir yer olarak hizmet etme işleviyle birlikte daha büyük bir konut kompleksinin en büyük bir parçasıdır.

Naranjistan'a ek olarak, Qavam yerleşim kompleksinde bir anderun, ailenin özel mahalleri, batıda, halka açık ve özel bir hamam, dinsel törenlere ayrılmış bir bina olan istikrarlı bir haşere (hoseinieh) yer alıyordu. Zinat al Mulk denilen anderun, bugün hâlâ varlığını sürdürüyor ve bir yeraltı tüneli ile biruni'ye bağlı.

Naranjestan bahçesi, içerdiği naranj (acı portakal) bahçelerinden alır. Biruni kenarın tüm uzunluğunu kaplayan kuzey dışında, her tarafta çevre duvarlarla çevrili dikdörtgen bir bahçe. Bahçenin ortasında bir su kanalı olan, her tarafında çiçekler ve otlar, yürüyüş yolları ve ağaç dikim alanları ile çevrili resmi bir organizasyon vardır. Güneydeki sokaktan girilen bahçenin organizasyonu biruni ana yükseltisine yönlendirilir. Giriş avlusu, sokaktan su kanalının iki yakasına doğru yönlendirilmiş iki ayrı girişe ayrılır. Erişim yuvası, ofislerin yanındadır. Her iki taraf da bahçeye bakan üç boşluğa ayrılmıştır. Örgüt, yalnızca iş yapmak için gelen bir ziyaretçinin konuklar için tasarlanmış olan bahçeye daha fazla ilerlemesine gerek kalmayacak şekildedir.

1969'dan 1979'a kadar Naranjistan, Asya Enstitüsünde bir arkeolog olan Arthur Upham Pope'u koordinatör olarak müze olarak kullandı. 1998'de Şiraz Üniversitesi Sanat ve Mimarlık Fakültesi'nce işgal edildi. 
 
 Kerim Han Kalesi (Arg-e Shiraz)
Şehir merkezinde bulunan bu kale, tamamı tuğladan yapılma ilginç bir mimariye sahiptir. Savunma amacıyla yapılmış olması gereken bu kale, yuvarlak hatlarıyla sanki sadece estetik kaygılar taşıyor gibidir. Kale duvarlarının yüksekliği yaklaşık 14 metredir ve oldukça iyi korunmuş durumdadır. Bu kale, Kerim Han tarafından, saray bahçesinin bir parçası olarak, İsfehan'daki büyük eserlerle rekabet için yaptırılmıştır.Kalenin girişindeki yazıtta Farsça olarak: “Şiraza yeni gelen bir gezgin uzun süre Kerim Han Sarayı'nın endamını övmekten geri duramayacaktır” sözü yazılmıştır.Saray girişinde, önce kalenin iç avlusuna girersiniz. Burada geniş  bir bahçe, çevredeki yapılarda kralın özel dua mekanı ve özel hamamı vardır. Binanın ahşap işlemelerine νitraylarına ve duvarlardaki minya türlere hayran kalacaksınız. Kalenin dört tarafındaki kulelerden birisi Pisa kulesi gibi eğri durmaktadır. Uzmanlar bu eğriliği düzeltmek için uğraşmış; ama başarılı olamayınca kendi haline bırakmışlar.Kalenin içinde restorasyon çalışmaları devam etmektedir. Gezilmeye hazır olan yerlerden biri olan yabancı konukları ağırlama salonu geleneksel saray ihtişamını yansıtan bir şekilde yapılmış. Buradaki balmumu heykeller, o dönemin giysilerini ve saray sakinlerinin davranışlarını gösteriyor. Ortada bütün ihtişamıyla Zendli Kerim Han duruyor, yanında katipleri ve Önünde Saygıyla eğilen bir batılı elçi figürü ile bütün Senaryo hazır.Kalenin bir başka bölümünde Şiraz'ın 1900'lerdeki ortamını ve insanların yaşantısını gösteren bir fotoğraf sergisi var.Zend'li Kerim Hanın kişisel hamamını görmek için giriş kapısının hemen solundan yer altına inmeniz gerekiyor. Tıpık bir Türk hamamı gibi yapılmış olan bu mekan, birinci sınıf mermerle döşenmiştır.
 
 
Yezd

Yezd'in eşsiz özelliklerinden birisi çölün sıcak rüzgârından faydalanarak evlerin için Soğutma sistemidir. Güney İran'da çokça görülen bu sistemin temelinde “Bad-gir” denilen rüzgar kuleleri vardır. Badgir, çölün sıcak rüzgarını belirli bir açıyla içeri alıp evin alt bölümlerine gelene kadar soğutan bir yüksek baca sistemidir.
Badgirler, qanat sularıyla çalışan ve sadece hava ile çalışan olmak üzere iki çeşittir.
Bir badgirin genellikle 4 yüzlü bir bacası vardır. 6 veya 8 yüzlü olanlarına da rastlanır. Bu bacaların içinde bulunan yönlendirici panellerle çölün sıcak havası hangi yönden eserse essin evin içine yönlendirilir. 
Evin içine giren rüzgar, bacadan aşağıya inerken baca içindeki  levhalara çarparak biraz soğur, bu arada rüzgara ters yöndeki baca egzos etkisi yaparak evdeki sıcak havayı dışarıya atmakta, evin içindeki basıncı azaltarak da vakum etkisini artırmaktadır.
Hava ile çalışan Badgir: Bu hava, kendi basıncı kullanılarak arka taraflardaki başka bir odaya yönlendirilir. Bu odaya giren hava  artık iyice soğumuştur. Soğuyan hava, gene kendi basıncıyla geri döner, bu arada hava biraz ısınmiştir ve egzos şeklinde geldiği bacanın öteki ağzından dışarı atılır.
Su ile çalışan Badgir : Evin altında qanat bağlantısı vardır. Eve ait olan bu qanatın evden birkaç yüz metre uzağında bir sıcak hava girişi bulunur. Bu hava gene önceki sistemdeki gibi elde edilen alçak basınç sayesinde bacadan girer ve qanat boyunca ilerleyerek eve ulaşır. Bu sırada hava, soğuk qanat suyundan geçerken bütün ısısını verir, böylece eve, soğuk hava girmiş olur. Bir süre sonra ısınan hava badgir bacasının egzos çıkışından dışarı çıkar. 
Yezd insanının hiçbir teknoloji bilgisi olmadan sadece kendi tecrübeleriyle icat ettiği badgir ve qanat sistemleri günümüz bilim adamlarını  hayrete düşürmektedir. Badgir sistemleri sadece İran'da değil, Irak'ta, çeşitli Arap ülkelerinde ve Dubai'de kullanılmaktadır. Hatta  Türkiye'de  bile Urfa'da Balıklı Gölün arka tarafında eskiden kalma bir badgir bulunmaktadır.
İran'ın güneyine veya güneydoğusuna yapılacak bir yolculuk mutlaka Yezd'den geçer. Tarih boyunca, İpek Yolunu izleyen kervanlar için de Yezd, önemli bir yol ayırımındaydı, Yezd'in hemen her tarafı çöllerle çevrili olduğundan ve konaklamak için yakınlarda başka bir yer bulunmadığından şehrin önemi daha da artmaktadır.
Yezd'e Sasaniler döneminde Kral l. Yezdgerd'in anısına “Yezdan Gerd" ismi verilmişti. Şehrin tarihi Büyük İskender dönemine kadar gidiyor. 642 yılındaki Arap işgalinden sonra Yezd, tarihi İpek Yolu'nun önemli ve vazgeçilmez noktalarından biri olmuştur. 14. ve 15. yüzyıllarda Cengiz Han ve Timur ordularının yıkımlarından kurtulamayan Yezd, ticaret yolunun üzerinde olmasının avantajıyla kısa sürede toparlanarak bu yıkımların etkisini üzerinden atmayı becerebilmiştir.
Yezd kentinde tüm binalar çöl kumunun sarı rengiyle uyumlu bir tondadır, Yezdliler de bu coğrafyaya uyum sağlamışlar ve ağır çöl koşullarıyla başa çıkabilmeyi öğrenmişler. Örneğin, çok yakın bir geçmişe kadar şehrin su ihtiyacı, yakındaki Şir Kuh Dağlarından Yezdilerin bir buluşu olan ve "Qanat" adı verilen yeraltı sulama sistemiyle sağlanıyordu. Bu kanal sistemi, 45 km. uzunluğundadır. Yezdliler, ülkenin her yerinde qanat imalatı, su getirme ve yeraltı sulama sistemleri konusunda tartışmasız uzmanlıklarıyla aranır olmuştur.
Yezd şehrine yüksek bir yerden baktığınızda göreceğiniz manzara tek kelimeyle muhteşem. Yezd şehrinin İngilizcede "Largest clay city of the World" (Dünyanın en büyük toprak şehri) tanımına hak verecek bir görüntü karşınızda, Yüzlerce Badgirin çatılardaki gölgeleri, binlerce küçük pencereli ve toprak rengi bina, çok büyük olmayan bir şehrin hemen dibinden başlayan çöl ve biraz uzaktaki Dakhme. Çoğunlukla rüzgarlı olan Yezd şehrinde rüzgarın uğultusu size çölün yalnızlığını, bu ortamda yaşamanın zorluğunu ve tarih dönemlerinde kervanlar ile yapılacak yolculukların nasıl olduğunu hissettirecektir.
Yezd'de bugün çok sayıda Zerdüşt yaşamaktadır. Yezd halkı hem doğanın olağanüstü zor koşullarıyla sabırla başa çıkma konusunda, hem de toplumsal yaşamda (özellikle Zerdüşt toplumuyla birlikte yaşama konusunda) karşılaşılan sorunları sakince halledebildikleri için eşsiz bir toplumdur. Zerdüştler, günümüz İran'ında dini ibadetlerini Yezd'de serbestçe sürdürebiliyorlar. Ancak geçmişte, özellikle Arap işgali döneminde yaşanan baskılar Sonucu birçok Zerdüşt tapınağı camiye çevrilmişti.
Yezd şehrini iyice öğrenebilmek ve şehrin gerçek dokusunu hissedebilmek için tek birşey yapmalısınız. Şehrin arasokaklarında kaybolmak. Tamamen toprak malzemeyle yapılmış, çöle aynı renkte, sıvaları yuvarlatılmış olan evlerin arasında, birbirini dik kesmeyen ve zaman zaman kemerlerin tünele dönüstüğü, kıvrıla kıvrıla giden sokaklarda zaten istemeseniz bile kaybolursunuz. Çünkü çevrenizde size yönünuzü gösteren bir tabela veya yüksek bir bina bulamayacaksınız. En iyisi fazla kaygılanmadan kaybolmak. Bakalım bu şehir size ne sürprizler hazırlıyor?
Yezd'deki su kümbetlerinin yapısı da çok ilginçtir. Bunlar, görünüşte zeminle aynı seviyededir; ama içine girildiğinde merdivenle yerin 10 metre kadar altına ulaşılır. Buradaki depolarda bulunan su, kendi kendini soğutan bir sistemle korunur. Yezd kentinde halen işler durumda yüz kadar su deposu bulunmaktadır.

Bagh-e Devlet Abad
 
 
1750 yılında Zendli Kerim Han tarafından ev olarak yapılmıştır.  Güzel düzenlenmiş bir bahçenin içinde estetik bir binadan oluşur. Binanın içindeki olağanüstü güzellikte kafes işi kaplamalar ve renkli camlarla yapılmış dekorlar dikkat çekicidir.  33 metre yüksekliğindeki dev " Badgir", Yezd'deki benzerleri arasında en büyüğüdür.

Emir Çakmak Kompleksi
 
14. yüzyıldan kalma bu yapı, Yezd kentinin sembolü gibidir. Bazaar'ın hemen yanında bulunan, geleneksel dört eyvanı, ön yüzünde bulunan bir çok küçük kubbesi ve kemerleriyle heybetli bir yapıdır. Giriş kapısının tavanındaki hat yazıları çok estetiktir.
Binayı yaptıran kişi Vali Emir Celaleddin Çakmak'ın eşi Bibi Fatima Hatun'dur. Binadaki mihrap bölümü mermerden yapılmış, ve etrafına dekoratif Çinilerle Kur'an-ı Kerim'den ayetler işlenmiştir.
Emir Çakmak Camii
 
Emir Çakmak kompleksinin hemen yanındadır. Burada her yıl “Taziye” isimli geleneksel yas tutma törenleri yapılır. Bilindiği gibi, üçüncü İmam olan İmam Hüseyin, Muharrem ayının 10. gününde şehit edilmiştir, bu olayın yası, her yıl bu dönemde tutulur.
Nakhl Palmiyesi Aracı
 
Emir Çakmak Külliyesinin bahçesinde yaklaşık 10 metre
yüksekliğinde, ahşap yapılı ve palmiye şeklinde bir araç göreceksiniz. Bu aracın ismi “Nakhi”dır. Bu kocaman araç İmam Hüseyin (3. İmam) tabutunu sembolize eder. Palmiye yaprağı şeklinin Kerbela olaynın Mezopotamya bölgesinde olmasıyla ilgisi olduğu söylenmektedir.
Aşure Günü'ne birkaç hafta kaldığında bu aracın Süslenmesi başlıyor. Önce, aracın bir yüzü küçüklü büyüklü aynalarla donanıyor. Bu aynaların imam Hüseyinin şehit edilmiş bedenini aydınlattığına inanılıyor. Daha sonra aracın her yeri acı, üzüntü ve yas sembolü olarak siyah kumaşlarla kaplanıyor.
Bu siyah örtünün üzerine yüzlerce kılıç, hançer ve pala asılıyor. Bunlar da İmam Hüseyin'in yaralanmasını Sembolize ediyor. Ayrıca, aynalar, meyveler, gelin telleri ve renkli ipek peçeteler aracın her iki yönüne asılıarak törene hazır hale getiriliyor.
Aşure Günü, 20 kadar kişi Nakhl aracına çıkarak, ellerinde davullar ve zillerle ritim tutar, ilahiler, ağıtlar Kuran'dan ayetler okurlar. Çevredeki halk da bunlara katılır. Bu sırada derin duygular yaşanır, birçok kişi ağlar.
Bu törenlerin en canlı ve en yoğun yaşandığı yer, Yezd yakınlarındaki Taft kentidir. Yezd kentinde oturan bazı Zerdüştlerin de bu törenlere zaman zaman katıldıkları gözlemlenmektedir.
Nakhl aracı çıplak ayaklı, paçalarını dizlerine kadar sıvamış birçok kişi tarafından omuzlara alınıp taşınır. Meydanda birçok kez dolaştırıldıktan sonra tekrar yerine konur.
Emir Çakmak yerleşkesindeki bu aracın yapılış tarihi, tam olarak bilinmiyor. Ancak üzerindeki yazıtta 1850 yılına ait olduğunu gösteren bir işaret bulunuyor.
 
 
Dakhme - Sessizlik Kulesi
 
Zerdüşt inancına göre, yeryüzünün ve toprağın temiz kalabilmesi için ölü bedenleri gömmek veya yakmak yerine kulelerde vahşi hayvanların yemelerine terk etmek gerekir. Zerdüştler, bunun için şehirlerin dışında büyük kuleler kurmuş ve ölülerini buraya bırakmışlardır. Bırakılan ölünün başında bir rahip bekler ve vahşi hayvanların hangi gözünü daha önce yiyeceğini gözlerdi. Sağ gözün önce yenilmesi ruhun iyi bir geleceğe kavuşmasi, Sol gözün önce yenilmesi ise ruhun azap görmesi demekti.
1960'lı yıllarda Zerdüştlerin Sessizlik Kulelerini kullanmaları yasaklanmıştır.
Burada göreceğiniz iki Sessizlik Kulesinden birisi Mankji isminde ve 1225 yılında yapılmış, öteki ise Gülistan isminde ve yapım yılı 1310.
Tepeye tırmanmadan önce dağın eteklerinde bulunan yapılara da girin. Bina kalıntılarının biri, kısmen kumlarla kaplı olmasına rağmen özelliklerini halen korumaktadur. Bu yapi, Zerdüşt geleneklerine göre ölü bedenlerin bir süre bekletildiği bir mahzen ve onun üstünde cenaze törenlerine katılanlara verilecek yemeklerin hazırlandığı mutfak bölümünü içerir.
Sessizlik Kulesi'ne ulaşmak için dolambaçli ve dik bir yoldan 15 dakika kadar yürümeniz gerekir. Tepeye ulaştığınızda güzel bir Yezd manzarası sizi bekliyor olacaktır.
Dakhme'nin hemen yanında Zerdüştler için bir mezarlık kurulmuştur.
Artık Zerdüştlerin ölülerini vahşi hayvanlara terk etmelerine izin verilmiyor. Zerdüşt toplumu, ölülerini hepsi Standart biçimde yapılmış mezarlara metal kutular içinde defnediyor. Dakhme'nin bulunduğu yer, Yezdʼin 3 km kadar dışındadır. Buraya ulaşmak için taksi tutmak en uygunudur. Dakhmeye giriş için bin tümen alınıyor. 

KUŞ-ADAM
 
Yezd'teki Zerdüşt tapınağı binasının çatısında "Fravahar" denilen kuş-adam sembolü vardır. Bu Sembolün açıklaması şöyledir. Üç katlı tüyleri olan kanatlar, Zerdüşt dininin temelini oluşturan ve düşüncede, sözlerde ve davranışlarda saf olmayı temsil eder. Üst kanatlar düşünceyi, orta kanatlar sözleri, alt kanatlar ise eylemleri gösterir. Kuyruk ise kötülük sembolüdür. Kuş adamın elindeki çember iyiliği, belindeki çember ise iyilik ve kötülüğün buluşmasını simgeliyor. Sol tarafa doğru olan baston iyiliğe doğru adım atmayı, diğeri ise gerilemeyi ve kötülüğe doğru gitmeyi simgeliyor.


Zerdüşt Tapınağı 
(Atieşgede)
 
 
Zerdüşt dininin en önemli ateş tapınaklarından biridir. Ayetullah Kaşhani Caddesi’nin doğu kısmında bulunur, Binanın içindeki küçük müzedeki kutsal ateş, 470 yılından beri hiç Sönmeden yakılı tutulmaktadır. Görevli rahipler, badem ağacı veya kayısı odunları ile ateşi beslemekte ve 24 saat süreyle hiç sönmeden yanmasını sağlamaktadırlar. Bu ateş Yezd'e Ardekan'daki orijinal yerinden 1940 yılında nakledilmiştir.
Müzedeki tablolardan birinde bulunan Zerdüşt Peygamber'in büyük boy temsili bir portresi dikkatinizi çekecektir. Duvarlarda Zerdüştlerin kutsal kitabı olan Avesta'dan bazı ayetler ve açıklamaları Farsça ve İngilizce olarak yer almaktadır.
Binanın girişinde Zerdüştlerin kuş-adam sembolünü görebilirsiniz. Binanın mimarî yapısı, Hindistan'daki Zerdüşt tapınaklarıyla benzerlikler taşır.
Zerdüşt toplumunun İran'da yaşadıkları baskılar nedeniyle buradaki kutsal ateşi Hindistan'da Mumbai kentine taşıyacakları konuşuluyor.
Böyle bir şey gerçekleşecek olursa İran topraklarındaki çok önemli bir dini merkez ve onunla birlikte büyük bir dini azınlık burayı terk edecek, İran'ın önemli kültür ve turizm merkezlerinden birisi de zamanla çekiciliğini yitirecektir,
Ateşgede bahçesindeki ikinci binada Zerdüşt kültürünü yansıtan giyimler, dini törenlerden fotoğraflar ve bazı dini semboller sergilenmiş. Bu fotoğraf ve çizimlerden en ilginci İrandan Hindistana göç ederek Mumbai şehrine yerleşen kişilerin ayırdedici tarzdaki giyimlerini gösteren çizimlerdir.
 

Cami Mescidi
Diğer adı Cuma Mescidi olan bu cami, değişik dönemlere ait Stillerin uygulandığı ilginç bir yapıdır. 1365'de yapılmıştır. Minareleri, 48 metrelik yüksekliği ile İran'daki bütün camiler arasında birinci gelir. Bu minareler, tümüyle mavi çinilerle ve çok güzel motiflerle kaplıdır. Bu mavi renk, çevredeki çöl ve Yezd binalarII ile hem bir uyum hem de bir kontrast
oluşturmaktadır.
Binanın içinde uzun ve geniş bir bahçeyle ulaşılan bir eyvan bulunur. Bu eyvandaki üzeri mozaik fayansla kaplı kubbe, kendi türünün en güzellerinden biridir. Mihrap da fayans mozaik ile kaplıdır. Caminin eskiyen ve kırılan çini işlemeleri yakın zamanda restore edilmiştir.
Eski dönemlerde bu caminin yerinde bir Zerdüşt tapınağının bulunduğu ve sonradan camiye çevrildiği söylenmektedir.
Bu Caminin minarelerinde cuma günleri bir tür Çöpçatanlık uygulanır. Bekâr kadınlar çadoorlarına birer asma kilit takılı olduğu halde caminin minaresine çıkar. Kilidin anahtarını bahçedekilere fırlatır. Kadını bir erkek beğenirse kilidi alır ve kadınla birlikte bir tatlıcıya giderler.
Yezd'deki yaygın inanışa göre bu tanışmanın uğurlu bir yanı vardır ve bu çift büyük ihtimalle evlenir


Su Müzesi
 
Iranlılar içme suyu ve sulama Suyunu taşımak için yaptıkları "Qanat" adı verilen yeraltı kanallarını iki bin yıldan beri kullanıyorlar. Bir Qanat inşa etmek için öncelikle bir yeraltı su kaynağı bulmak gerekiyor. Bu da yerin yaklaşık 100 metre kadar altında bulunuyor. Kaynaktan suyu yukarıya doğru kendi kendine çıkartabilmek için çok hafif eğim verilen ve bazen çok uzun yollardan dolaşan tünellerin yapılması gerekiyor.
Su Müzesi'nde şehrin merkezinden geçen bir Qanat yapısnın orijinal halini görebilirsiniz. Müzenin girişinden merdivenle yeraltına inmeye başladığınızda yukardaki kuru havanın yerini, rutubetli bir havaya bıraktığını ve ortamın serinlemeye başladığını hissedeceksiniz. Müzedeki özgün Qanat, 50 metre kadar derinlikte bulunuyor. Ayrıca qanat yapımında kullanılan aletler, eski Qanat yollarını gösteren haritalar gibi bilgiler, müze girişinde sergilenmiş. İran'da toplam 50 bin kadar Qanat yapısının bulunduğu tahmin ediliyor.
 

Ziyaiye Okulu ve İskender'in Hapishanesi
On iki İmam Türbesinin hemen yanında bulunan bu kubbeli yapının içinde iki önemli mekan bulunuyor.
1360 yılında Ziyauddin Hüseyin Razi tarafından yapılmış olan bu bina, Ziyaiye Okulu adı altında medrese eğitimi için kullanılmıştır. Girişin sağındaki kubbeli yapı Moğol dönemine aittir. Kubbenin iç yüzeyinde kabartma şekilde ve kufi tarzında yazılar bulunur. Burada ayrıca çeşitli minyatürlerin var olduğu; ama zamanla kaybolduğu düşünülmektedir.
Ziyaiye Okulu'nda ise yüksek girişli bir kapi, iki minare, kütüphane, mutfak ve banyo bulunmaktadır.
Okulun temeline giden merdivenlerden inerseniz derin, daire şeklinde tuğla yapılı ve Zendaan-e Eskandar (İskenderin Hapishanesi) denilen yere gelirsiniz. Bu yerin Büyük İskender'in savasta yakaladığı esirleri hapsettiği yer olduğu düşünülmektedir. İskender'in, çöl ortamında zaten kendi kendine ölürler, beklentisiyle esirleri öldürmeyip bu zindana attığı Söyleniyor.
12 İmam Türbesi
 
12. yüzyıldan kalma bu türbe, On iki İmam için temsili cenaze törenlerinin yapıldığı yerdir.
İçinde 3 satırlık Kufi yazısıyla On iki imamın isimleri yazılmıştır. Mozole, küçük, toz toprak içinde ve unutulmuş gibi görünür; ama o dönemden geriye kalan nadir birkaç yapıdan biri olduğu için çok değerlidir.

.
Sahib-i Zaman Zurhanesi
Yezd'in tam merkezinde bulunmak gibi bir şansı olan bu Zurhanenin akşam üzeri yapılan antremanlari büyük bir ilgi görür. Genellikle yabancı tur gruplari her akşam 18.30 ve 20.00 saatlerinde iki kez yapılan gösterileri izlemek için daire şeklinde düzenlenmiş Zurhanenin sıralarını doldurur. Bizce İsfehan'da, mahalle arasında kalmış, otantik özelliğini koruyan zurhaneleri görme şansını bulan birisi buradaki antremanların birer Show / gösteri halini aldığını hemen anlayacaktır. Salondaki Çalgıcıların önünde bulunan kocaman bir dijital saat de gösterilerin biteceği zamanı unutmamaları için konulmuştur, ancak otantik olması gereken bir ortamda bu kadar büyük bir dijital gösterge buraya kesinlikle uymuyor.
Gösteriden sonra Zurhane'nin altından geçen bir qanat yapısını görmek için biraz dik yapılmiş merdivenlerden aşağıya inebilirsiniz. Zurhane, 1580 yllında ab-anbar, yani su deposu olarak yapılmış.
Bu zurhanenin girişinde bilet almak gerekiyor. Ücret : Kişi başı 4 bin tümen
Bazaar
Yezd kentinde 12 tarihi pazar bulunur. Bunlardan en önemlileri Han Pazarı, Kuyumcular Pazarı ve Pencah Ali Pazarı'dır. Bu pazarlarda şehrin kültürel zenginliğini gösteren yerel desenler işlenmiş ipek, keşmir yünü, brokar ve Yezd şalı gibi tekstil ürünlerini satın alabilirsiniz. Ayrıca Yezd'in pasta ve tatlıları da çok ünlüdür. Baqlava, quttab gibi yerel tatlı çeşitlerini tatmanızı öneririz.
 

 

 

بازدید امروز این صفحه : 7
تعداد بازدید تا کنون : 175