17

May
2019

İsfahan Gezilecek Yerler

Posted By : Kaveh Vosough/ 111 0

İran’ın önemli tarihi eserlerinin bulunduğu bir şehirdir. İsfahan’ın önemini belirtmek için 16.yüzyılda çıkarılmış madeni paraların üzerinde bulunan “Isfahan dünyanın yarısıdır.” (esfahan nısf-e jahan) deyimi boşuna söylenmemiştir. İsfahan Sasaniler döneminde oldukça önemli bir yerleşim yeriydi, 7.yüzyılda Arapların eline geçti ve bölgenin merkezi oldu. 11.yüzyılda Selçukluların işgali sonucu imparatorluğun merkezi oldu. 1241 yılında ise Moğol orduları İsfahan’ı işgal etti.daha sonra Timur’un orduları da Isfahan’a saldırdı, 1388’de İsfahan’ı ele geçirince şehirde büyük bir katliam yaşandı. Isfahan, en parlak dönemini 15.yüzyılda yaşamıştır. Bu dönemde Safevi hükümdarı Şah Abbas, ülkeyi Moğollardan temizlemiş, İran’ın yarısından fazlasını elinde tutan Osmanlıları da Tebriz’e kadar uzaklaştırmıştır. Böylece ülkede birlik ve barışı hakim kılan Şah Abbas, İsfahan’ı başkent yapıp mimari gelişime ِönem vermiş ve günümüze kadar ulaşan ِnemli eserlerin yaratılmasını sağlamıştır. 15. yüzyılda 600 bin kişilik nüfusuyla Isfahan,dünyanın en büyük şehirlerinden biriydi. Bu yükseliş dönemi, 100 yıldan fazla sürmüş ve Afganlıların İran’ı işgaliyle sona ermiştir. Başkent, önce Şiraz’a daha sonra da Tahran’a taşınmıştır. 19. yüzyılda Rus işgalcileri, İsfahan’a kadar ulaşmış ve 1916 yılında şehir, Rusların eline geçmiştir. İsfahan’daki ana yol olan Char Bagh (dört bağ) caddesi şehri kuzeyden güneye bölen uzun bir caddedir. Şehrin içinden geçen Zayende Rud Nehri, şehrin havasını yumuşatır ve Isfahan’a romantik bir güzellik katar. Bu nehir aslında Zerd Kuh-i Bahtiyari Dağları’ndan doğar, birkaç tünel ve sulama sisteminden geçerek İsfahan’a ulaşır. Uzunluğu 360 kilometredir. Bölgeye getirdiği olumlu etkisiyle tarım, bahçecilik ve meyve yetiştiriciliğinin en temel ihtiyacı olan taze ve kaliteli suyu sağlar. İsfahan’ın verimli topraklarında yetişen ürünler arasında kavun, elma ve nar en başta gelir. Ayrıca badem ve kiraz da İsfahan’ın vazgeçilmezleri arasındadır. İsfahan’a özel bir tatlı olan ve Antep fıstığı parçaları,un ve limon suyu ile yapılan bir tür koz helva olan “gez” de İsfahan’ın spesiyallerindendir.

İsfahan’da bulunan birçok tarihi eserde kullanılan çinilerdeki mavi rengin tonu; İran’ın kuru, sıcak iklimi ve kirli  renkleri ile uyum içerisindedir. Şehrin sadece mimari yapısı değil; sakin, huzurlu atmosferi ve ılıman iklimi de sizi olumlu etkileyecektir.Bu şehir, tamamıyla bir yürüyüş alanı gibidir; pazarda dolaşırken kaybolup gidebilir, çok güzel düzenlenmiş bahçelerde yorgunluğunuzu atabilir ve belki de bir kaç Isfahanlı entelektüel  gençle karşılaşıp fikir alışverişinde bulunabilirsiniz. Isfahan, size gerçek İran kültür ve sanatının hangi duyarlı ve estetik noktalara erişmiş olduğunu, tarihi eserleriyle iddiasız, gürültüsüz bir biçimde gösterecektir. Burada devrim ateşinin ve politik tartışmaların gerilimi yerine; sadece mistik ve sakin bir sanatsal duyarlılık vardır.

Chahar Bagh Caddesi

1597 yılında I. Şah Abbas zamanında yapılmıştır. Caddenin iki yanında Safevilerin kraliyet sarayları yer alırdı. Bunlar Abbas Abad, Cihan Nüma, Sitare, Nastaran isimli binalardı. Günümüzde bu binaların yerinde modern alışveriş merkezleri yükselmiş durumda, geriye sadece Şah Süleyman dönemi yapısı olan Heşt Beheşt Sarayı kalmış. Bütün bunlara rağmen Chahar Bagh Caddesi eski güzelliğini koruyor. Caddenin uzunluğu 5 km genişliği ise 47 metre kadardır. Caddenin iki şeridinin ortasında süvarilerin ve kervanların geçmesi için bir yolun  ve bunun iki yanında yayalar için yürüme yollarının  bulunduğuna dikkat edin. Dünyanın başka yerinde böyle bir şey var mıdır, bilmiyoruz; ama yaya haklarını koruduğu ve arabası olmayanları da düşünüyor olduğu kesin. Chahar Bagh Caddesi, halk arasındaki kullanımına göre üç bölüme ayrılabilir.

1. Chahar Bagh-e Bala: (yukarı dört bağ) Azadi meydanından (dervaze shiraz-şiraz kapısı)  si-o se pole kadar (al-lah verdian köprüsü) uzanan bölüm. 2 km

2. Chahar Bagh-e Abbasi: Sio-Se-Pol (allahverdi han köprüsü)’nden İmam Hüseyin Meydanı’nda (derwaze dowlat – devlet kapısı) kadar uzanan bölüm 1.4 km

3. Chahar Bagh-e Pa’in: İmam Hüseyin Meydanı’ndan Şüheda Meydanı’na kadar olan bölüm. İsminin ”dört bağ” anlamına geldiğini söylediğimiz bu caddede her evin iki bahçesi bulunurdu. Yan yana geldiğinde dörder bahçe gibi görünen  bu caddeye bu nedenle “dört bağ caddesi” ismi verilmiş. Bahçelerin büyüklüğünün 4-8 dönüm kadar olduğunu, bahçe sınırlarında sıra sıra ağaçların dikili olduğunu, Zayende Rud nehrinin sulama kanallarıyla sulandığını, kimi yerlerde küçük havuzların bulunduğunu düşünürseniz buranın gerçekten dünyanın yarısı benzetmesini hak ettiğini siz de kabul edersiniz .

Chehel Sutun (Kırk Sütun) Sarayı

İsfahan’daki saraylar, Sasanilerin ve Moğolların büyük ve gösterişli saraylarının yanında alçak gönüllü kalır. Chehel sütun sarayı da bunlardan biridir. Chehel sütun ikinci Şah Abbas tarafından 1650 yılında, 6.5 dönüm arazi üzerinde yapılmıştır. Basit ve iddiasız görünümünü kanıtlamak istercesine sütunlar üzerindeki çatı, küçük bir kubbeden ibaret bırakılmıştır. Kraliyet sarayı ile birleşik olarak düşünülürse bu saray, ayna kaplı sütunları, tablolarla süslü panelleri ve sarkıtlarıyla sadece bir giriş kapısı gibi kalmıştır. “kırk sütun” diye adlandırılan isminin çok bilinen hikayesine göre: sarayda aslında 18 tane olan sütunların, havuzdaki yansımaları da hesaba katılmış ve farsça’da “kırk” anlamındaki Chehel Sutun – kırk sütun ismi kullanılmıştır. Sarayın içindeki büyük salonun duvarlarına işlenmiş altı büyük boy tablo, dikkatinizi çekecektir.

Bu tablolarda anlatılanlar yanda görülmektedir.Binanın içini gezdikten sonra etrafını dolanın, dış cephenin yan ve arka duvarlarında büyük boyda tablolar sizleri bekliyor. Bu tablolar dönemin batılı ressamları tarafından yapılmıştır ve orta çağ Avrupa’sından görüntüler sunmaktadır.

İmam Meydanı (Nakş-ı Cihan Meydanı)

1612 yılında I. Şah Abbas tarafından yaptırılan meydanın dünyanın en büyük meydanı olduğu söylenir. Şehir planlamacılığı açısından dünyanın en iyi örneklerinden biridir. Meydanın uzunluğu 512 metre, eni 163 metre kadardır. Bu boyutlarıyla Moskova’daki ünlü Kızıl Meydan’ın iki katı büyüklüğündedir.Meydanın eski ismi olan ”Nakş-ı Cihan”, burasının değerini daha iyi ifade ediyor. Türkçedeki anlamıyla da “dünyanın nakşı” sözü, bu meydanın yapıldığı Şah Abbas dönemindeki el sanatları ve mücevhercilerin adına gönderme yapılması nedeniyle koyulmuş, İslam Devriminden sonra buranın ismi ” imam meydanı” olarak değiştirilmiştir. Bu meydan ilk yapıldığında polo oyunu sahası olarak kullanılmıştır. İmparator, polo oyunlarını meydanın merkezi sayılabilecek yerde halen bulunan Ali Qapu isimli sarayından izlerdi. Meydanın iki ucundaki mermerden yapılmış olan polo kaleleri halen yerli yerinde durmaktadır. İmam Meydanının dört kapısı vardır: ekonomik kapı, ilmi kapı, siyasi kapı ve dini kapı. Safevi döneminde bu meydanda, askeri manevralar, gösteriler yapılır, oyunlar oynanırdı.

1673-1677 arasında buraya gelmiş olan şövalye Jean Chardin, anılarında: “gece olduğunda meydan’da, şarlatanlar, kuklacılar, yüzük oyunları yapanlar, atasözü ve deyimlerden kelime oyunları yapanlar, dini vaaz verenler; hatta bir çadır dolusu fahişe bile gördüm.” demişti. İsfahan’da görülecek birçok yere gitmek için buradan geçildiğinden, bu meydan şehrin merkezi sayılabilir.Meydanın çevresi sütunlu yapılarla çevrilmiş ve ortasında geniş bir havuzu olan kapalı bir mekan oluşturmuştur.çevreyi oluşturan yapıda kapalı çarşı bulunur. Bu çarşıda özellikle İsfahan el sanatlarından örnekler bulabilirsiniz. Bunlar arasında minyatürler, mozaik denilen sedef kakma işleri ve mine kaplama metal işler dikkati çeker. Meydanı gezmek için en iyi zaman, öğleden sonra ve ya akşam üstüdür. Havuzun çevresindeki ışıkların yanmasıyla meydanın atmosferi bir anda değişir, havuzların fıskiyeleri de bu saatlerde açılır ve tipik bir şark gecesi ortamı oluşur. Meydan-ı İmam, 1979 yılında UNESCO’nun Dünya Kültür Mirası Listesi’ne alınmıştır.

İmam Camii

Bir ismi Abbasi Cami Mescidi, bir başka ismi ise Mescid-i Şah olan bu yapı da dünyanın  en ince işlerle dekore edilmiş binalarından birisidir.yapımına 1612 yılında başlanmış ve 1638 yılında bitirilmiştir. Bin yıllık cami mimarisi geleneğinin, taş oyma sanatının ve çiniciliğin getirdiği birikimlerin sonunda bu yapı da eşsiz süslemeleriyle dünyanın sayılı eserleri arasına girmiştir. Camide ve mihrapta ana eksenin Mekke’ye doğru olması için yapı, meydanla açı yapacak şekilde çapraz olarak yerleştirilmiştir.Giriş kapısı, meydanın mimarisinin bir yansıması gibi düşünülmüş, bir camiden ziyaretçilere “hoş geldin” diyen yüksek bir estetik kaygıyı ve inceliği öne çıkarmış gibidir. Her iki minaresi de 30mt’dir.

Şeyh Lütfullah Camii

Şah Abbas, Şeyh Lütfullah Camii’ni kendi özel ibadeti için yaptırmış olsa da, İmam Camii’nde iki adet dev medreseyi halkın hizmetine sunmuştur. Bu medreseler, 1629’da tamamlanmıştır. Binanın içinde dört bölüm vardır. Bunlardan birincisi geniş bir veranda’ya konumlanmış olan güldeste’ye (minare) açılır. Güney bölümü, en büyük olan bölümdür ve üzerinde 38 metre yüksekliğinde devasa bir kümbet bulunan geniş namaz bölümüne açılır. Kümbetin altında ses yansıtma oyunları deneyebilirsiniz.her hangi bir yerden çok alçak sesle bile konuşsanız salonun her yerinden rahatlıkla işitilir.kubbenin iç yüzü ve duvarları gene eşsiz işlemelerle kaplıdır. Buradaki çiçek desenleri altın yaldızlı, sarı ve beyaz renklidir. Bu renkler, arka plandaki turkuaz mavisinin koyu deseni ile tam bir uyum sağlamıştır. Namaz kılınan yerde kubbenin tam altında durun. Yerdeki taşlara duracağınız yer, işaretlidir. Burada durarak yüksek sesle konuşun,bir çok farklı yerden yankı geldiğini duyacaksınız! Yapılan bilimsel araştırmalarda 49 farklı yerden eko geldiği tesbit edilmiştir.insan kulağı bunların sadece 12 tanesini duyabilir. İşaretli olan yer yedi değişik ölçüdeki taşlarla yapılmıştır. Burada durup kubbeye bakarsanız, kubbede 8 pencerenin bulunduğunu göreceksiniz. Bu durumun bir açıklaması şöyledir: “yer yüzündeki 7 makamı aşmayı başaran kişi, gökyüzündeki 8 cennete ulaşır.”

Bu cami, aslında dini sohbetler, dersler ve kişisel ibadet amacıyla yapıldığı için avlusu ve minaresi yoktur. İmam Meydanı’nın doğu ucundaki binanın yapımına 1602’de başlanmış ve 1629’da tamamlanmıştır. Şah Abbas, bu camiyi hem din öğretmeni hem de kayın pederi olan Lübnan asıllı Şeyh Lütfullah onuruna yaptırmıştır.Safevi krallar, Şii inancını desteklemeye karar verdiklerinde hem İran’ın her köşesinden ve hem de çeşitli Arap ülkelerinden din büyükleri, filozoflar  ve öğretmenler İran’a ve özellikle İsfahan’a akın etmeye başladı. Şeyh Lütfullah da bu düşünceyle Lübnan’daki topraklarından ayrılıp İsfahan’a gelmiş. Zamanla kendini Şah Abbas’a gösterebilmiş ve onun büyük saygısını kazanmıştı. Cami’nin yüzünün Mekke’ye dönük olması için meydanla 45 derecelik açı oluşturacak biçimde inşa edilmiştir. Ana binanın çok büyük boyutlardaki kubbesini taşıyabilmek için binanın duvarları yaklaşık 170 cm kalınlığında yapılmıştır. Caminin ilginç özelliklerinden biri de duvarlarda turkuaz taşlarıyla ince ince işlenmiş mükemmel motiflerde mavi ve pembe renkler kullanılmışken kubbenin içinde ve dışında sarı rengin hakim olmasıdır.Kubbenin dış yüzeyindeki işlemelerde çiçek motifleriyle arabesk desenler yaratılmış, beyaz mozaik işlemelerin arkasında mavi bir arka plan hep vurgulanmıştır.kubbenin içi ile iç duvarlardaki işlemeler gerçekten birinci sınıftır.mozaik işlemeler, mine işlemeli tavan süslemeleri, çini işlemeli sure ve dualar, turkuaz renkli mum taşıyıcıları ve gene çini’den işlenmiş pencere kafesleri çok estetiktir. Kubbenin tam merkezindeki tavus kuşu motifi de ilginçtir. Motifin yönü Kabe’ye doğru bakar.desenlerin ve motiflerin kullanımında kimi yerde portakal rengi, kimi yerde mavi renk hakim olmuş,sonuçta UNESCO’nun Dünya Kültür Mirası Listesi’ne alınmayı hak eden bir şaheser ortaya çıkmıştır.Dua edilen bölümde ve mihrap’ta kullanılan süslemeler, kısmen arabesk motifleri hatırlatan, ama çoğunlukla hiç bir yerde eşini göremeyeceğiniz ince işlerle yapılmış mozaik çinilerle süslenmiştir. Bu ince zevkli eseri yaratan mimar; İsfahan’ın kurucusu sayılabilecek üstad Hüseyin’in oğlu üstad Muhammed Rıza Esfehani’dır. Bu ustanın ismi, caminin içinde giriş kapısının tam karşısındaki iki tablette yazılıdır. Lütfullah Camii’nin bir diğer adı “kadınlar mescidi” dir. Ali Qapu’da oturan harem kadınları ibadet için burayı kullandıklarından böyle denmiştir.o dönemlerde Ali Qapu ile mescid arasında bir tünel de varmış.Caminin girişinde, sağ taraftaki dar bir merdiven ile alt kata inebilirsiniz.buradaki geçit benzeri yerlerden geçtikten sonra içi fayans kaplı geniş bir bölüme gelirsiniz. Dışarıdaki sıcak havadan etkilenmeyecek bir şekilde yapılmış olan bu bölüm, namaz kılmak için düzenlenmiştir.

Ali Qapu Sarayı

Safevi döneminde imam meydanı’na, kralın ihtişamına uygun bir giriş kapısı düşünülmüştü. 17. yy başlarında burada İran’ın ilk “gökdelen”inin dikilmesi, diğer yapılardan daha yüksek olması meydana tepeden bakması planlandı ve bu gerçekleştirildi.Sarayın ismi Türkçe “ali kapısı” anlamına geliyor gibi, ancak farsça’da Ali yani yüce, büyük anlamında yüce kapı anlamında olduğu kesindir.48 metre yükseklikteki yapıya çift merdivenli güzel bir girişten ulaşılıyor. Ana yapı altı katlı olarak yapılmış.ikinci kattan tam karşıdaki Şeyh Lütfullah Camii çok güzel görünüyor. Üçüncü kattaki salon,18 ahşap sütunla süslenmiş. Bu salon, ikinci Şah Abbas tarafından yeniden dekore edilmiş. Sütunlardaki ince ahşap işçiliği, zemindeki mermerin temizliği ve aynalarla süslü duvarları burada büyük bir ihtişam dönemi yaşandığını gösteriyor. Burada bulunan havuz, serinletme amaçlı olarak kullanılıyormuş. Havuzdaki fıskiyeyi çalıştırabilmek için giriş katındaki su deposundan buraya el pompası ile iki kişi su basmaya çalışırmış.

Altıncı katta büyükçe salon, Şah’ın özel çalışma yeri olmakla birlikte burada yabancı konuklara konserler de verildiği için akustik yapısı korunmaya çalışılmıştır. Ali Qapu Sarayındaki birçok tablo, mozaikler, küçük odalarda, merdivenlerde ve koridorlardaki tarihi eserler özellikle Kaçar döneminde yağmalanmış ve yok edilmiştir. Saray 1854’te Safevi kralı Şah Sultan Hüseyin zamanında onarım görmüştür. Şimdi gördüğümüz fresklerin bazıları Avrupalı sanatçılar tarafından yapılmış ve o dönemde buraya yerleştirilmiştir. Bu çizim ve minyatürlerin bazıları meydan çevresindeki minyatür sanatçıları tarafından kopyalanarak yeniden canlandırılmaya çalışılıyor.

Jameh Mosque (Cuma Camisi)

İsfahan’daki en eski eserlerden biridir. Caminin yapısında Selçuklu, Moğol ve Safevi mimari tarzları iç içe geçmiştir. Bu yapısıyla ve caminin orijinalliğini korumuş olmasıyla dünya kültür mirası listesine girmeye hak kazanmış bir şaheserdir.Cami bölgesine girdiğinizde dev bir avlu sizi karşılar, 20 bin metre kare  bu avlu tüm İran’daki en büyük cami avlusudur. Caminin bulunduğu bu yerde ilk olarak bir Zerdüşt tapınağının var olduğu düşünülüyor.daha sonra İslam’ın gelişiyle bu tapınak camiye dönüştürülmüş. Ana avludaki iki eyvanın birer ucunda bulunan kubbeli yapılar 11. yüzyılda Selçuklular tarafından yapılmış. Bu kubbelerin birisi “Nizam-ül Mülk Kubbesi” ikincisi ise “tac-ül mülk kubbesi’dir.” Bu yapılar, yangında zarar gördükten sonra 1121’de yeniden yapılmış. Daha sonra, bölgeyi ele geçiren çeşitli güçler de kendi mimari anlayışlarıyla çeşitli ekler yapmışlar.Her iki kubbenin de içi muhteşem “stuco” işiyle bezelidir. Stuco işi, toprağın çamurlaştırılıp sıvanması ve sonra el ile şekil verilip kurutulmasıyla elde edilir.yapısı gereği .ok da dayanıklı olmayan bu teknikle yapılmış olan kubbe içi süslemelerin bin yıla yakın süredir bozulmadan kalmış olması da ilginçtir.

Avlunun dört tarafını çevreleyen dört eyvan, birbirinden farklıdır ve her biri kendi döneminin özelliklerini yansıtır. Güney tarafındaki eyvan,içlerinden en ihtişamlısıdır, Moğol dönemi mimari özelliklerine sahiptir, üzerindeki mozaikler 15.yüzyıldan kalmadır ve eyvanın iki yanında İran tipi iki minare bulunur. Kuzeydeki eyvan, Selçuklu dönemine aittir ve üzerindeki yazılar kufi tarzıyla yazılmış bir hat sanatıdır. Batı tarafındaki eyvan, Selçuklular zamanında yapılmış, ama daha sonra Safeviler tarafında ele geçirilmiştir.Camideki en etkileyici bölümlerden birisi sultan Olcayto’nun odasıdır. Burası 14. yüzyıldan günümüze kadar kalmış bir bölümdür. Burada ahşap bir minber, taş üzerine kufi yazısıyla ince ince işlenmiş surelerden oluşan bir mihrap va başka bir ahşap minber daha vardır.Buradan aşağıya doğru birkaç basamak inen merdivenlerden geçerek “kışlık namaz salonu”na gelirsiniz. Bu salonun mimarisi “yurt” denilen Türkmen çadırlarına benzetilerek yapılmıştır.duvarlarının kalınlığı 1.5 metre kadar olduğu için dışarıdaki soğuğu ve sıcağı kolaylıkla yalıtır.mekanın tepesindeki küçük delikten aydınlanma sağlanmaktadır.buraya girdiğinizde duvardaki panodan elektrik ışığını kapatın  ve bu bölümün 14.yüzyıldaki orijinal halini mutlaka görün. Yerin altında olduğu için son derece sessiz ve dışarıdan izole kalmış olan salonun mistik bir hali var. Çok etkileneceksiniz.

Vank Katedrali

İsfahan’da eskiden beri yaşamakta olan ermeni toplumunun ibadet yerlerinden en önemlisidir.günümüzde yeni Julfa’da 4-5 bin kadar ermeni yaşadığı tahmin edilmektedir. Katedral, ibadet saatleri dışında ziyarete açıktır. Katedrale giriş ücreti 15 bin Tümen’dir. Ana binanın önündeki heykel İran’da 1636 yılında kurulan ilk matbaanın yapımcısı olan Khachatur Kseratsi’ye ait. Katedralin içi yerden tavana kadar yağlı boya tablolar ve fresklerle dolu.

Bazı tablolardaki desenlerin inceliği göz kamaştırıyor.Katedraldeki ikinci bina’da soykırım müzesi var.girişin hemen solundaki büyük boyutlu Türkiye haritasında şehir isimleri Ermenice olarak gösterilmiş ve bu şehirlerdeki (güya) ermeni katliamı hakkında bilgiler verilmekte. Müzenin geri kalanında çeşitli etnik ürünler ve eşyalar sergileniyor. Müze bahçesinde “soykırım” anıtı da var.

Yeni Julfa bölgesine gelmişken burada bulunan çok modern minimalist dekorlarla bezeli kafelerden birisine oturarak sürekli kebap yemekten yorulan midenize batılı tarz yemeklerle bir ziyafet çekebilirsiniz.

Menar-e Junban (Sallanan Minare)

Moğol döneminden kalma bu türbe, İsfahan şehir merkezine 6 km kadar uzaklıktadır. Binanın içinde Emu Abdullah Karladani isminde bir zatın türbesi bulunur.binanın üstünde bulunan iki minare, belki mühendislik hatası, belki de deprem hasarı nedeniyle bulunduğu yerde sallanmaktaydı. İran kültür bakanlığının minareyi sallanmayı yasaklamasıyla gezginlerin ilgisi azalmaya başladı. Şehir merkezine biraz uzakta olan bu yeri ziyaret etmek, gereksiz hale geldi.

Si-o-se-pol

Chahar Nagh Caddesi’nin İsfahan’ı ikiye böldüğünden bahsetmiştik. Bu uzun caddeyi Zayende Nehri üzerinde kurulu bulunan Si-o-se-pol Köprüsü keser. Köprü, 1602’de Şah Abbas döneminde yapılmıştır. Köprünün mimarı Şah Abbas’ın ordusunda yüksek rütbeli bir subay olan Allahverdi Han’dır. Köprüye sütun sayısına göre si-o-se-pol = 33 ayaklı köprü denmesine rağmen asıl ismi Allahverdi Han Köprüsü’dür.

Uzunluğu 300 metre ve genişliği 14 metre olan köprü, günümüzde araç trafiğine kapalıdır ve buradan sadece yayalar geçebilir. Köprünün bir tarafı Ermenilerin yoğun olarak oturduğu Julfa Mahallesi’ne açılmaktadır. Eski dönemlerde köprünün iki ucunda Müslüman ve Hristiyan toplumları kendi dini törenlerini yaparken dini hoşgörünün örnekleri yaşanırdı. İsfahanlıların her gece mutlaka gelecekleri, piknik yapacakları, eğlenecekleri yer, kesinlikle burasıdır. Köprünün gece aydınlatması sizi bir anda eski dönemin oryantal atmosferine götürecektir. Köprünün iki başında, alt katta suların aktığı yerde kurulu bulunan iki çayhanede, Zayende Nehri’nin serinletici etkisiyle  çay içmek size olağan üstü bir keyif verecektir. (son yıllarda Zayende Nehri’nin suyu çok azaldı, sizin ziyaretinizde tamamen kurumuş bir nehir yatağı ile karşılaşabilirsiniz.)

Administrator

İran Kültür Turları - Duman Tour

Leave your comment

Please enter comment.
Please enter your name.
Please enter your email address.
Please enter a valid email address.